BEN, HEP İLKBAHARI SEVDİM

Yazarken müzik dinlerim çoğu zaman.

Müziğin türünü ise o an ki ruh durumum belirler…

Bazen bir bağlamanın teline dokunan mızrap, yüreğime dokumuş gibi hoplatır beni yerimden…

Ama neyi de severim sufiliğim üzerimdeyken.

Kanunu da dinlerim kemençeyi de…

Udu da, tamburu da dinlerim havama göre…

Romantik duygular kaplayınca ruhumu gitar da dinlediğim olur.

Ama aşkın nağmelerini keman sesinde bulurum her zaman.

Arada piyano dinlediğim de olur...

“Çocuklar, Mozart, ‘Türk Marşı’nı, Viyana kuşatması sırasında Türklerin atılganlığından, savaşçı ruhundan esinlenerek bestelemiştir,” dediğinden bu yana müzik öğretmenimin.

Piyano dedim de...

“Chopin”in “İlkbahar Valsi” yok mu?

Farklı etkiler beni, her dinlediğimde...

İlkbaharda suların, bitkilerin köklerinden gövdesine, dallarına, oradan yapraklarına, tomurcuklarına doğru, taze bir enerjiyle yürüdüğü gibi, umutlarımı yürütür ruhumun derinliklerine…

Aslında ben, Sonbahar çocuğuyum.

Ama Nisan’ı severim hep.

Yapraklar sararırmış doğduğum ayda,

Hiç umursamam…

Ben, çiçeklerin tomurcuklarını yararak, özgürlüğe kanat açmasını severim.

Doğduğum ay gibi sona yaklaşan ruh halim hiç olmadı.

Hep umutlarım oldu gelecekle ilgili.

Uzak ufuklara kurdum hayallerimi her zaman…

En iyi, en güzel, en renkli umutlar yeşerttim yüreğimde;

Nisan’ın doğayı yeşerttiği gibi.

Bazen dünyayı kurtarmaya soyundum.

Bazen adalet dağıtmaya…

Gücümün hesabını yapmadan…

Okulun en güzel kızını sevdim...

“O da beni sever mi?” korkusu yaşamadan.

“İnsanlık ikincileri hatırlamaz” sözünün etkisiyle, hep birinciliği hedefledim.

Hiç ikinci olmaktan hoşlanmadım.

Sevdiklerim de oldu sevenlerim de…

Sevmeyenlerim de olmuştur elbet…

Başardıklarım da oldu başaramadıklarım da…

Ama hiç vazgeçmedim,

İlkbahar’ı istemekten, İlkbahar’ı özlemekten…

Ben, hep İlkbahar’ı sevdim…

YORUM EKLE

banner2

banner1

banner7