EĞİTİM ÇALIŞANLARINA ŞİDDETİ ÖNLEMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Dünya Sağlık Örgütü şiddeti, kişinin bilinçli olarak, kendisine, başkasına, bir gruba veya bir topluluğa karşı, yaralama, ölüm, psikolojik zarar, gelişme geriliği ya da yoksunlukla sonuçlanan, ya da sonuçlanma olasılığı olan, tehdit ederek veya gerçekten, fiziksel zorlama ya da güç kullanılması olarak tanımlamaktadır.

İnsan doğasında “şiddet uygulama” eğiliminin yararlı alanlara/faaliyetlere kanalize edilememesi, Çocukluktan itibaren sorunları şiddet kullanarak çözme alışkanlığının pekiştirilmesi, Gençlerin televizyonda her gün onlarca şiddet sahnesi seyrederek yetişmeleri, Toplumsal ahlakta, gücü kutsayan değişim ile “güçlü olanın haklı olduğu” fikrinin yaygınlaşması, Genel olarak sorunları açıklıkla konuşma, dinleme ve empati alışkanlığının pek olmaması nedeniyle Şiddet davranışı ortaya çıkmaktadır.

Gençlerde şiddet devam eden ve boyutları giderek artan bir sorundur. Dünyanın her tarafında gazeteler ve televizyonlardaki haber bültenleri her gün okullar ve sokaklardaki çeteler ve gençler tarafından gerçekleştirilen şiddet olaylarıyla doludur.

Çocuk ve gençleri şiddete iten nedenler bireysel, kişiler arası, sosyal ve toplumsal olarak 3 ana başlık altında toplanmaktadır.

Bireysel etkenler; çocuğun sağlıksız doğması, sorunlu bir şekilde büyütülmesi, çocuğun ailede istenmeyen çocuk olarak yetişmesi, hiperaktivite, dürtüsellik, depresyon, düşük benlik algısı, kaygı gibi ruhsal sağlık sorunları, okul başarısızlığı, okula devamsızlığı, çocuğun şiddet içeren ortamda bulunması ve şiddete maruz kalmasıdır.

Kişiler arası ilişkilere ait etkenler ise; ailenin şiddete yönelik bir kültür yapısının olması, çocuk sayısının fazla olması, kentlere göçle uyumun sağlanamaması, aile ortamında alkol ve madde kullanımı ve stres, ailede ruhsal veya davranış bozukluğu bulunan birinin olması, erken yaşta anne ve baba olan bireylerin çocukları, aile içi geçimsizlik gibi nedenlerdir. Sosyal ve toplumsal etkenlere ise; küreselleşmeye bağlı olarak toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı üzerindeki olumsuzluklarla toplumun değer yargıları ve kültürünün şiddet kültürüne dönüşmesi, internet kafe vb. ortamlarda şiddet içeren sanal bir oyun kültürünün alınması, medyada devamlı yer alan şiddet görüntüleri, delici-kesici alet ve ateşli silah taşımaları, çete üyesi olmaları, spor ve kültürel etkinliklere katılmamaları ve toplumda güven, barış, adalet, hakkaniyet, merhamet ve sorumluluk duygularının sarsılması, önemini yitirmesi nedenleri gösterilmiştir.

Fedakârca görev yapan Eğitim Çalışanlarımız, zaman zaman bazen öğrencinin kendisi bazen de öğrenci velisi veya yakınlarının sözlü ve fiili şiddetine maruz kalabilmekte, giderek yaygınlaşan ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuran bu şiddet olaylarının sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

Özellikle öğretmenlerin performans sistemi ile baskı altına alınmak istendiği, eğitim Çalışanlarını veli ve öğrenci gözünde küçük düşürücü uygulamaların hayata geçirildiği ve Siyasi iktidarların, öğretmenleri itibarsızlaştırma politikalarının bir sonucu olarak ne yazık ki eğitim çalışanlarına yönelik şiddet eylemleri son yıllarda giderek artmaktadır.

Eğitim çalışanlarını toplum nezdinde itibarsızlaştıran açıklamalar eğitim çalışanlarına uygulanan şiddette önemli bir rol oynamaktadır. Uygulanan şiddet olaylarının sayıca artmasının yanı sıra şiddet davranışları hakkındaki farkındalığın azalmış olması şiddetin giderek büyüyen bir toplumsal sorun haline geldiğini göstermektedir. Milli Eğitim Bakanlığı, her fırsatta öğretmeni değersizleştiren ve hedef gösteren uygulama ve açıklamalar yapmaktadır. Okullarımız Eğitim Çalışanları için güvenli alanlar olmaktan çıkmıştır.

Halbuki Eğitimin en iyi şekilde yapılabilmesi ve istenilen başarının gerçekleştirilebilmesi için en önemli faktörlerden birisi de okul güvenliğidir. Öğrenci, öğretmen, yönetici ve hatta velinin başarma ve kendini gerçekleştirme duygularının baskın hâle gelebilmesi için önce güvenlik ve emniyet ihtiyacının karşılanması ve okullarda güvenlik sorunlarının fizikî, sağlık, davranış, okul çevresi, yasal uygulama ve kurallar açısından, problemsiz olması Öğrencilerin ve eğitim çalışanlarının kendilerini fiziksel, psikolojik ve duygusal bakımdan özgür hissetmeleri gerekmektedir.

Artan güvenlik zafiyeti nedeniyle kamu görevlilerinin ortaya çıkan mağduriyetlerinin giderilmesi için;

-Okullarda şiddet olaylarına karşı KPSS ile işe alınan güvenlik görevlisi kadroları tahsis edilmelidir.

-Kamu personelinin korunması için şiddet uygulamasına karşı ağır yaptırımlar getirecek ilgili yasal düzenlemeler, ivedilikle hayata geçirilmelidir.

-Mobbing uygulamasına maruz kalan personelin korunmasına yönelik yasal düzenleme yapılmalıdır.

-Personelin çalışma alanlarının kamera ile izlenmemesi ve mesai giriş ve çıkışlarında parmak izi, retina kontrolü gibi tedbirler, mahkeme kararıyla bireysel insan hakkı ihlali sayıldığı için bu tür uygulamaların kaldırılması yönünde düzenleme yapılmalıdır.

-Kamu görevlilerinin görevleri sırasında ve görevlerinden dolayı yargılanmaları halinde kendilerine hukuki yardım yapılmalıdır.

EĞİTİM ÇALIŞANLARINA ŞİDDET OLAYLARININ ÖNLEMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER;

1- Eğitim çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırması Komisyonu kurulmalıdır.

2- Türk Ceza Kanununda Eğitim Çalışanlarına yönelik şiddet ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmelidir.

Eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti artıran unsurlardan birisi de, şiddeti uygulayan kişilerin cezalandırılmayacakları ya da önemsenecek bir yaptırımla karşılaşmayacakları düşüncesidir. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddete asla hoşgörü gösterilmeyeceği, aksine şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleştirilmesi ve kamu sağlığını bozduğu için de ayrıca cezalandırılacağı düşüncesinin oluşturulması, önleyicilik açısından önemli bir adım olacaktır. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin geldiği yer nedeniyle, Türk Ceza Kanunu'nun birinci maddesinde belirtilen önleyicilik ve koruyuculuk işlevinin sağlanabilmesi için yeni bir düzenleme yapılarak kamu sağlığının korunması amacı ile harekete geçirilmesine acil ihtiyaç bulunmaktadır.

Eğitim-öğretim hizmetinin gereği gibi yürütülebilmesi ise, ancak güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarıyla mümkün olacaktır. Güvenli ve sağlıklı çalışma ortamı; Eğitim-öğretim hizmetinin sunulabilmesinin, bireylerin eğitime ulaşma haklarını kullanabilmesinin ön koşulunu oluşturmaktadır. Teklif edilen maddeyle, Eğitim Çalışanlarının güvenlik içinde çalışması yasal koruma altına alınmıştır.

Bu durumun önüne geçecek tedbirlerden biri olarak, Türk Ceza Kanunu'na aşağıdaki maddenin eklenmesini, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün üyelerinden acilen talep etmekteyiz.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı “ÜÇÜNCÜ KISIM”ı, “Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” başlıklı “ÜÇÜNCÜ BÖLÜM”üne “Usulsüz ölü gömülmesi” başlıklı 196 ncı maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki “Eğitim-öğretim Hizmetini Engelleme” başlıklı 196A maddesi eklenmelidir.

3- Türkiye’de şiddet olaylarının yeterli cezayı almadığı konusunda yargıya olan güven eksikliği söz konusudur. Türkiye’de özellikle kadına şiddet konusunda olduğu gibi yargının şiddet uygulayanlara yeterli cezayı vermediği görüşü hâkimdir. Bunun yanında yargının şiddet olayları karşısında çok uzun sürede karar vermesi şiddet başvurusunun ve sonuçlanma işleminin pek çok idari uygulama ve başvuru zorluğu içermesi yargıya ilişkin nedenler arasında sayılabilir.

4- Eğitim-öğretim kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı, eğitim-öğretim hizmetinin verilmesi esnasında veya verilen eğitim-öğretim hizmetinden kaynaklanan nedenlerle cebir, şiddet veya tehdit kullanan kişiler hakkında, ceza hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemler ve davalarda Eğitim Çalışanlarının talebi üzerine Bakanlıkça hukuki yardım yapılması noktasında 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede düzenleme yapılmalıdır.

5- Milli Eğitim Bakanlığınca acilen “Sağlık Bakanlığı Personeline Karşı İşlenen Suçlar Nedeniyle Yapılacak Hukuki Yardımın Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” benzeri “Milli Eğitim Bakanlığı Personeline Karşı İşlenen Suçlar Nedeniyle Yapılacak Hukuki Yardımın Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” çıkarılmalıdır.

Resmî Gazete’de 28.04.2012 tarihinde yayımlanan “Sağlık Bakanlığı Personeline Karşı İşlenen Suçlar Nedeniyle Yapılacak Hukuki Yardımın Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarda görev yapan personele, sağlık hizmeti sunumu sırasında veya bu görevlerinden dolayı personele karşı kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiilin gerçekleştirilmiş olması halinde verilecek hukuki yardımın mahiyetini düzenlemektedir.

6- Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimcilere yönelik her saldırının sıkı takipçisi olmalıdır. Şiddete maruz kalan çalışanlara, anında ve yeterli güvenlik desteği sağlanmalıdır. Yaşanan şiddet eylemleri, kayıt altına alınmalı, yargıya intikal ettirilmelidir. MEB Hukuk Müşavirliği kanalıyla yargıya intikal etmiş davalarda kendi personelinin yanında olduğunu göstermeli ve saldırganlar gecikmeden adaletin hükmüne çarptırılmalıdır.

7- Türk Ceza Kanunu’nda Eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti caydırıcı nitelikte yeni düzenlemeler yapılarak; bu eylemlerin, kamu hizmetini engelleme, vatandaşın Eğitim hakkını kullanmayı engelleme ve bunun sonucunda insan hayatının riske atılması gibi suç tipleri başlıkları altında değerlendirileceği yasal düzenlemeler yapılmalı, cezalar artırılmalı ve verilen cezaların ertelenmemesi sağlanmalıdır.

8- Maruz kaldığı şiddet nedeniyle iş göremeyen Eğitim Çalışanlarının uğradıkları maddi kayıpların telafi edilebilmesi amacıyla mevzuatta gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

9- Eğitim Çalışanının tehdit altında olduğu durumlarda; Eğitim Çalışanı ve ailesinin korunmasına yönelik düzenlemeler getirilmelidir.

10- Şiddet ile karşılaşan Eğitim çalışanına hukuki, tıbbi ve sosyal destek sağlanmalı, Kurumlarca adli süreçlerinin başlatılması ve sürdürülmesinde aktif tutum izlenmelidir. Şiddet olaylarında şikâyet söz konusu olmadan savcılık kamu davası açmalı, eğitim çalışanı devreden çıkmalıdır.

11- Sağlık Bakanlığındaki Beyaz Kod uygulaması acilen Milli Eğitim Bakanlığında da başlatılmalıdır.

Beyaz Kod uygulaması; sağlık çalışanlarının şiddete maruz kalmaları riskine karşı oluşturulan erken uyarı sistemidir. Beyaz Kod bildirimi şiddet olayının bildirilmesi ve Beyaz Kod çağrısı (1111) verilmesini takiben olaya müdahale edilmesi ve olayla ilgili tutanak ve formların düzenlenmesi süreçlerini kapsar. Sağlık personeline yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan acil durum yönetim aracı olan “Beyaz Kod” uygulaması başlatılmıştır.

Şiddete maruz kalan sağlık personelinin dâhili telefondan 1111’i kodlaması ve dâhili numarayı girerek Beyaz Kod çağrısı yapmasıyla güvenlik görevlilerinin olay yerine intikal ederek mağdur ve olaya şahit olan personelin olaya ilişkin tutanakları imzalanarak, hukuki prosedür başlatılmaktadır. İllerde hukuki süreçleri birebir takip etmek üzere avukatların sorumluluğunda 81 İl Sağlık Müdürlüğünde Beyaz Kod İl Koordinatörlükleri, Bakanlık Merkezde ise şiddet olaylarını takip etmek ve süreçleri koordine etmek amacıyla Bakanlık Beyaz Kod Birimi kurulmuştur. Bakanlık Beyaz Kod Birimi 24 saat hizmet veren “113” numaralı telefon hattı ve “www.beyazkod.saglik.gov.tr” internet adresi ile koordinasyonu sağlamaktadır.

Sağlık Bakanlığındaki Beyaz Kod Birimi 7 gün 24 saat hizmet vermektedir. Birimde psikolog, sosyal hizmet uzmanları ile hukukçular görev almaktadır.

12- İçişleri Bakanlığınca “Sağlık Çalışanlarına Karşı İşlenen Suçların Soruşturulması” genelgesi Eğitim Çalışanlarına yönelik acilen yayınlanmalıdır.

İçişleri Bakanlığınca 26.04.2012 tarihinde yayımlanan “Sağlık Çalışanlarına Karşı İşlenen Suçların Soruşturulması” genelgesi ile yerine getirdikleri kamu görevi nedeniyle sağlık çalışanlarına karşı;

Yaralama (TCK Madde 86-87),

Tehdit (TCK Madde 106),

Hakaret (TCK Madde 125),

Fiillerinin işlenmesi halinde, mağdur kişinin şikâyeti aranmaksızın, sağlık kurumlarında görevli olan hastane polisleri ve kolluk kuvvetlerince doğrudan işlem tesis edilmesi, ilgili Cumhuriyet savcılığına bilgi verilmesi, gerekli soruşturmanın başlatılması görevi verilmiştir.

13- Sağlık Bakanlığındaki “Çalışan Güvenliğinin Sağlanması Genelgesi” acilen Milli Eğitim bakanlığı tarafından da çıkarılmalıdır.

Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ imzası ile 14.05.2012 tarihinde 81 ilde bulunan tüm kamu, üniversite, özel sağlık kurum ve kuruluşlarına gönderilen “Çalışan Güvenliğinin Sağlanması Genelgesi” ile çalışan güvenliğine ilişkin düzenlemeler ve düzenlemelerin takibi hatırlatılmıştır.

14- Hasta ve Çalışan Güvenliği Sempozyumlarında da dile getirildiği üzere sağlık çalışanlarının ve hastane güvenlik personelinin eğitimleri gerçekleştirilmiştir.

15- Milli Eğitim Bakanlığınca genelge çıkarılarak; eğitim kurumlarının yılda iki kez düzenli olarak değerlendirmeler yapmak suretiyle, çalışan güvenliğinin sağlanması, eğitim çalışanları güvenliğine yönelik aldığı tedbirlerin uygulanmasını izlenmelidir.

16- Milli Eğitim Bakanlığınca “Çalışan Güvenliği Komitesi” kurulmalı; Sendikalar ve Eğitim çalışanları unvanlar olarak birer temsilci olarak temsil edilmelidir.

17- Okullarda herkesin birbirinin rakibi olduğu düşüncesine ve iş barışının bozulmasına neden olacak olan taslak performans sisteminin çalışma barışını ve ekip anlayışını bozduğu yönündeki eleştiriler dikkate alınarak performans uygulamasından vazgeçilmelidir.

18- Öğretmenlerin itibarını zedeleyen adeta öğrenci ve veliler tarafından şikâyet hattı gibi algılanan "ALO 147" hattı gibi uygulamalara bir an önce son verilmelidir.

ALO 147 aracılığı ile Eğitim Çalışanlarına yönelik yapılan şikâyetler etkili bir ön değerlendirmeye tabi tutulmalı, genel ve soyut nitelikte olan, şikâyet sahibinin adı ve adresi belli olmayan veya personelin kusuru bulunmadığı açıkça görülenler değerlendirmeye alınmamalıdır.

ALO 147 konusunda bilgi ve farkındalık artırıcı çalışmalar yapılmalı, ALO 147 şikâyetleri uzman kişiler tarafından değerlendirmeden geçirildikten sonra işleme konulmalıdır. ALO 147’ye yapılan başvurular daha titiz bir şekilde irdelenerek çalışanların psikolojik durumlarını bozacak davranışlardan kaçınılmalıdır.

Şikâyetlerin ALO 147 tarafından yeterince süzülerek eğitim yöneticisine yansıtılması ve ALO 147 incelemesi yapan kişilerin yapıcı olmayan yaklaşımlarının düzeltilmesi Eğitim Çalışanlarına yönelik soruşturma baskısını azaltacaktır.

19- Eğitim çalışanları hakkındaki şikâyet sahibinin adı, soyadı, imza ve adres bilgilerini içermeyen, somut bilgi ve belgelere ve somut bir olaya dayanmayan ihbar ve şikayet dilekçeleri işleme konulmamalı, asılsız ihbar ve şikâyetler cezalandırılmalıdır. Eğitim Çalışanın kusurunun bulunmadığı açıkça görülen şikâyetler değerlendirmeye alınmamalıdır.

20- Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim çalışanları ile ilgili yetkili makamlara iletilen şikâyetleri adil ve tarafsız olarak inceleyip sonuca bağlayarak, kamuoyunda Eğitim Çalışanları ile ilgili olumsuz imajın düzeltilmesi için çaba sarf edilmelidir.

21- Milli Eğitim Temel Kanununa göre; öğretmenlik Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir. Buna rağmen, ülkemizde yeterince öğretmen alımı yapılmadığından Öğrenci öğretmensiz kalmakta, birçok yerde ihtiyaçlar pedagojik formasyonu olmayan meslek yüksekokulu mezunları ücretli öğretmenlerle ve farklı alanlardaki branşlarla giderilmektedir.

Mevcut atama bekleyen Öğretmenler ve Rehber Öğretmenler bulunduğuna göre; Bu durum Anayasamızın “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” hükümlerine aykırıdır. Buna göre MEB, yeterli rehber öğretmen atamayarak anayasal suç işlemektedir.

Rehber öğretmenlerin sayısının artması okullarımızdaki şiddet olaylarının önlenmesinde, eğitim-öğretimin daha nitelikli hale gelmesinde önemli bir katkısı olacaktır. Bu konuda seferberlik ilan edilmeli ve atanmayan tüm Öğretmenlerimiz ve Rehber Öğretmenlerimiz atanmalıdır.

Atanmayan öğretmenlerin ataması acilen yapılarak eksik öğretmen ihtiyaçları giderilmelidir. Sözleşmeli öğretmen istihdamından ve mülakatla öğretmen atama sisteminden vazgeçilmelidir. Sözleşmeli öğretmenler kadrolu yapılmalıdır.

22- Eğitim Çalışanlarının karşı karşıya olduğu bir diğer şiddet sorunu ise Mobbingdir. Mobbing konusunda bilinçlendirme çalışması yapılmalı, Mobbingin bir yaygın bir şiddet türü olduğu tüm yönetici ve çalışanlara anlatılmalıdır. Gerek kurumsal önlemler, gerekse Eğitim Çalışanlarına yapılacak Mobbingden korunma eğitimleri ile Mobbing davranışlarından kaçınılması sağlanmalı ve konuyla ilgili mevzuat ve bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.

Mobbingin yaygın bir şiddet türü olduğu tüm yönetici ve çalışanlara anlatılmalı, konuyla ilgili mevzuat ve bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.

23- Yönetici atamalarında kariyer ve liyakat sistemine geçilmeli, mülakatla yönetici atama sisteminden vazgeçilmelidir.

24- Medyada devamlı olarak yer alan şiddet görüntüleri çocuk ve gençleri şiddet görüntülerini kanıksamalarına ve şiddet algılarının değişmesine neden olmaktadır. Çocuk ve gençler televizyon karakterlerinden etkilenmektedirler ve rol model almaktadırlar.

Medyada her türlü şiddetin sık sık en ince ayrıntılarına kadar sunulması, çocuk ve gençlerde kontrolsüz ve güçlü bir model oluşturması oldukça tehlikeli bir durumdur. Çoçuklar fiziksel, psikolojik ve duygusal olarak bu tür yayınlardan zarar görmektedirler. Medyanın, şiddeti reyting ve tiraj aracı olarak kullanmaması gerekmektedir. Bu sebeple medyadaki şiddet öncelikle üzerine gidilmesi gereken bir konudur.

25- Eğitim çalışanlarına yönelik şiddete ilişkin cezaların caydırıcılığının artırılması gerekmektedir. Şiddete karşı kamuoyu bilinci oluşturması ve caydırıcılık sağlaması amacıyla yasal düzenlemelerin caydırıcılık ön planda olacak biçimde yapılandırılması ve Eğitim Çalışanlarına yönelik olarak işlenen suçların yargılaması sonucunda verilen mahkûmiyet kararlarının medya yoluyla kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.

26- Medyada Eğitim Çalışanlarına yönelik gerçekliği araştırılmamış olumsuz haberlerin yer alması Eğitim Çalışanlarına yönelik şiddeti artıran nedenler arasındadır. Eğitim Çalışanları konusundaki olumsuz haberlerin kamuoyunda ilgi görmesi nedeniyle sürekli konuya ilişkin olumsuz haber yapılması, gençlerin televizyonda her gün onlarca şiddet sahnesi seyrederek yetişmeleri, basında çıkan provokatif içerikli yanlış haberler, tiraj ve reyting kaygılı yayın politikasının egemen oluşu ve olumsuz örneklerin yoğun ve sürekli gündemde tutulması toplum tarafından yanlış anlaşılarak Eğitim çalışanlarına yönelik şiddete dönüşebilmektedir.

27- Haberciler açısından; öncelikle zarar verme “primum mon nocere” ilkesinin göz önünde bulundurulması, kamu yararının ve bilgilendirme işlevinin ön planda tutulması, haberde bilgilendirme, tarafsızlık ve nesnellik ilkelerine dayalı habercilik anlayışına sahip olunması, haberlerde korku kültürünün beslenmemesi amaçlanmalı ve haberlerin yanında, televizyon dizilerinde de şiddeti teşvik edici, şiddeti bir sorun çözme yolu olarak gören yayınlardan kesinlikle kaçınılmalıdır.

28- Medyada çıkan Eğitim Çalışanlarına yönelik pek çok haber aslında gerçeği yansıtmamakta, yalnızca reyting ya da tirajı artırabilmek için kullanılmaktadır.

Eğitim Çalışanlarına yönelik olarak görsel ve yazılı medyada yer alan yanlış, eksik ve yanıltıcı haberlere ilişkin cevap ve düzeltme hakkının etkin kullanımı sağlanmalıdır.

29- Medyanın eğitim konusunda, eğitim profesyonellerinden onay almadan tiraj ve reyting kaygısı ile haber yapmasının önüne geçilmelidir. Araştırma yapılmadan hazırlanan her yanlış ve taraflı haber için Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili kurumlar gerekli davaları açarak takipçisi olmalıdır.

30- Görsel ve yazılı medya; RTÜK başta olmak üzere, ilgili kurumlarca eğitim konusunda çıkan haberlerin doğruluğu ve tarafsızlığı konusunda denetimden geçirilmelidir.

31- Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili taraflarının (sendikalar, medya kuruluşları ve yayın organları, meslek örgütleri, RTÜK gibi düzenleyici kuruluşlar ve akademik çevreler) birlikte çalışacağı, “Medya ve Eğitim Etik Kurulu” kurularak; öncelikle medyada çıkan eğitim haberleri ve programlarla ile ilgili izleme yapılmalı; medyada çıkan haberler ve diğer ilgili programlar ve dokümanlar değerlendirilmeli, etik ilkeler hatırlatılmalı, alana dair düzenlemeler geliştirilmelidir.

32- Haberlerin yanında özellikle televizyon dizilerinde öğrencileri disiplinsizliğe, saygısızlığa sevk eden Eğitim Çalışanlarına yönelik şiddeti teşvik edici, şiddet uygulayarak sorunların çözüldüğünü ifade eden replik ve görsellerden kesinlikle kaçınılmalıdır.

33- Gençlerin seyrettikleri programlar içinde; “şiddet”, “riskli davranışlar”, “silah taşıma,” “çeteleşme” gibi olayların olmamasına dikkat edilmesi, programların, dolaylı olarak olumlu değerleri ve davranışları kapsayan mesajlar içermesine dikkat edilmesi gerekmektedir.

34- Eğitim haberciliğinin ayrı bir uzmanlık alanı olarak kabul edilmesi; yazılı ve görsel medya organlarında uzmanlaşmış ‘Eğitim Muhabiri' istihdamı sağlanmalı, medyada ‘Eğitim Danışmanlığına’ gereken önem verilmelidir.

35- Programlarda, dizi film, reklam ve film senaryolarında eğitim kurumları, Eğitim Çalışanları konusunda doğru mesajlar verilmeli, medyanın kitle eğitimindeki rolü nedeniyle, şiddeti önlemeye yönelik eğitici yayınlar yapılmalı, öğretmenliğin kutsal meslek olduğu anlatılmalıdır.

36- Okullarda güvenlik sorunlarının fizikî, sağlık, davranış, okul çevresi, yasal uygulama ve kurallar açısından, problemsiz olması gerekmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından okulda Eğitim çalışanlarına oluşacak tehditler için güvenlik sorunlarına yol açan etkenleri belirleyebilmek ve güvenli eğitim ortamı sağlayacak yönetim süreç ve uygulamalarının işletilmesine yardımcı olabilmek için Eğitim Çalışanlarına Şiddet Çalıştayı düzenlenmeli bu konularda araştırma yapılmalıdır.

37- “Paydaş Toplantıları” adı altında ve “Çalışan Güvenliği Sempozyumları” başlığı altında sendikalar, sivil toplum örgütleri ile toplantılar gerçekleştirilmeli; çalışan güvenliği uygulamaları anlatılmalı, çalışanlara yönelik şiddet konusunda mevcut durum ve alınacak tedbirler istişare edilmelidir.

38- Disiplinsiz öğrenciler için alternatif program ve mekânların eksikliğinden dolayı başarısız ve sorunlu öğrencilerin olumsuz tutum ve davranışlarıyla eğitim ortamını olumsuz etkilemekte ve okullarda güvenlik sorununa neden olmaktadır. Bu nedenle okul çevresi ile çevredeki kişiler için yeterli güvenlik tedbirler alınmalı, okullarda problemli öğrenciler için psikososyal müdahale ekibi bulundurulmalıdır.

39- Bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler gençlerin İnternet aracılığıyla pek çok kaynağa ulaşımını kolaylaştırmıştır. Kolay ulaşımın olumlu ve olumsuz etkileri bulunmaktadır.

Çocuk ve gençler İnternet kafelerde çok uzun zaman geçirmekte ve bu süre zarfında yetişkinlerle aynı ortamda olumsuz etkileşim içinde bulunmaktadırlar.

Çocuk ve gençlerin İnternet kafelerde şiddet içeren oyunları oynaması saldırgan davranışlarına neden olmaktadır.

Gençlerin büyük çoğunluğunun atari salonu, İnternet kafe ve televizyonlarda dövüş ve şiddet içerikli oyunlar ile mafya dizileri ve şiddet, aksiyon, korku, macera filmlerini daha fazla izlediği, bunun sonucu toplum için faydalı atılımlar yapacak enerjinin boşa harcandığı, tüm bu olumsuzluklara karşın eğitim ve öğretim kurumlarının öğrencilere temel insani değerleri aşılamakta yetersiz kaldığı, bu nedenle medya kanalı ile sunulan şiddetin önlenmesi gençlerin ve çocukların bundan korunması için alınacak önlemlerin tespitinin gerektiği, Şiddetin kaynağının sadece medya ve kültür endüstrisi olarak gösterilmesinin yanlış olduğu, toplumsal olguyu anlayabilmek ve doğru önlemleri alabilmek için aile ilişkilerinin, eğitim ve öğretim kurumlarının, sosyoekonomik dönüşümlerin sorgulanmasının gerektiği, ilk ve ortaöğretim kurumlarında yaşanan şiddet olaylarının sıradan disiplin olaylarını aşarak kaygı verici boyutlara tırmandığı, zaman zaman okul sınırlan dışına taşarak kimi okullarda çeteleşmelerin yaşandığı, bu nedenle de normal eğitim ve öğretimin aksadığı sınıfların kalabalık olması nedeniyle eğitim seviyesinin düştüğü görülmektedir.

Kolluk birimlerinin yaptığı denetimler ile internet kafelerin işletilmesi açısından sorumlu olan belediye veya bölgesine göre il özel idarelerince yapılan denetimlerde koordinasyon eksikliği olduğu, mevcut paylaşım eksikliğinin internet kafelerdeki suça yönelik olumsuzluktan arttırdığı ve bir zafiyetin oluşmasına neden olduğu ve bu kapsamda denetimin etkinliğinin artırılması gerektiği, yapılan incelemelerde ticari bir kazanç elde etmek amacıyla açılan internet kafelerin çoğunda fiziki şartların yetersiz ve sağlıksız olduğu; İnternet kafelerde genel ahlaka aykırı içeriklere sahip kumar, bahis ve pornografik içerikli, kötü alışkanlıklara özendirici ve şiddet içerikli, şiddeti özendirici sitelere çocukların rahatlıkla ulaşabildikleri, internet kafe yöneticilerinin filtre programlarını sadece teftiş aşamasında kullanıma açtıkları, İnternet kafelerin şekil ve içerik yönünden ülke genelinde ortak bir model oluşturularak denetlenmeleri gerektiği, yeknesaklık sağlanması ve söz konusu açılması izne bağlı yerlerin sürekli kontrol altında tutulmalarının gerektiği, Kafelerde çocuklar ile yetişkinlerin aynı ortamlarda bulundukları görülmektedir.

İnternet ve elektronik oyun salonlarının ders saatlerinde öğrenci bulundurmaması ve ders saatleri dışında yaş sınırlamasına uymaları sağlanmalıdır. İnternet ve elektronik oyun salonlarındaki çocukların kişisel ve sosyal gelişimine zarar verebilecek oyun ve internet siteleri denetlenmelidir. Çocukların girmesinin yasak olduğu cafe, bar, kıraathane, kahvehane ve umuma açık yerlere öğrenciler alınmamalıdır. Park, bahçe gibi kamuya açık alanlarda öğrencilerin madde bağımlılığından korunması amacıyla denetimler arttırılmalıdır.

40- Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullarda, derslik ve ders yapılan bölümler, öğretmenler odası, yönetici ve diğer çalışma/dinlenme odaları, rehberlik odası, kütüphane, spor salonu, yüzme havuzu, tuvalet lavabo, ibadethane ve benzeri birimlerin içini görmeyecek şekilde sadece bahçe, giriş ve bina kapılarına güvenlik kamera sistemleri kurulmalıdır. Okul giriş ve çıkış kapılarındaki kamera sistemleri okulların kolluk birimleri bünyesinde bulunan Kent Güvenlik Yönetim Sistemlerine (KGYS) entegre edilmelidir.

41- Okullar ve çevresiyle ilgili okul aile birlikleri, muhtarlar, sivil toplum kuruluşları ve diğer tüm ilgili kesimlerle güvenlik ile ve uyuşturucu ve uyarıcı maddelerle mücadeleye yönelik toplantılar yapılmalı, bunun sonucunda amaca yönelik planlar hazırlanmalı ve uygulanmalıdır.

42- Milli Eğitim Bakanlığı okullara gönderdiği; “Çevre imkânlarını kullanarak okulları eğitim ve öğretime hazırlayın.” talimatlarından vazgeçmeli gerekli ödenek ve yetkileri okul ve milli eğitim müdürlüğü yöneticilerimize vermelidirler.

43- Toplumda ve medyada farkındalık artırıcı etkinlikler ile topluma şiddetin bir sorun çözme yöntemi olmadığının anlatılması, şiddet uygulandığında yüksek cezalarla karşılaşılacağı belirtilmelidir. Eğitim kurumlarında caydırıcılığı ortaya koyan güvenlik önlemlerinin alınması, fiziki mekânların uygun biçimde düzenlenmesi, öğrencilerin ve eğitim çalışanlarının kendilerini güvenli hissedecekleri çalışma ortamları hazırlanması gereklidir.

44- Bakanlık, İl ve ilçe millî eğitim müdürlüklerinde “Öğrenci Hakları Birimleri” ve “Eğitim Çalışanı Sağlığı ve Güvenliği Kurulları”nın birlikte yer alacağı Eğitim İletişim Merkezleri (EİM) kurulmalıdır. EİM’ler hem öğrenci ve velilerine hem de Eğitim Çalışanlarına ortaklaşa hizmet vermelidir. Eğitim kurumlarında yaşanabilecek iletişim kazaları, bilgi eksikliği, yanlış anlama ve anlaşılmalardan kaynaklanan problemleri çözmek üzere ombudsmanlık görevi üstlenecek bağımsız denetçilerin veya eğitimli uzman arabulucuların EİM’lerde istihdam edilmelidir. Eğitim Ombudsmanı olması ve sorunlara müdahale etmesinin sağlanması, sorunların şiddete dönüşmeden çözülmesini sağlayabilir, böylece hem çalışan hakları ve güvenliği birimi hem de öğrenci hakları birimleri tek çatı altında toplanabilir. Sorunların bir merkezde toplanması, çözümü hızlandırır, iş yükünü azaltabilir.

45- Çalışan Sağlığı ve Güvenliği Kurullarının etkili biçimde çalışması sağlanmalı, bu kurullarda tüm çalışanların temsil edilmesine ve temsilcilerin aktif görev almasına özen gösterilmelidir.

46- Ailenin sosyoekonomik yapısı ve kültürel yapısı şiddet davranışlarının görülme sıklığını etkilemektedir. Düşük sosyoekonomik düzeye sahip olan ailelerde şiddet davranışları daha sık olarak görülmektedir. Çocuk sayısının artması önemli sosyal göstergelerden birisi olup bu tür ailelerin sosyal ve ekonomik olarak da dezavantajlı gruplar içinde yer aldığı gözlenmiştir. Bu nedenle çok çocuğa sahip olma sosyal ve ekonomik bir gösterge olarak da kullanılabilir. Bu tür ailelerin çocuklarında şiddet içeren davranışların görülme olasılığı da artmaktadır.

Gelir düzeyinin düşmesi de şiddetin artmasına neden olan önemli etkenlerden biridir. Kentlere göç eden ailelerde sosyal ve ekonomik yapının değişmesi, kente uyumun sağlanamaması gibi nedenler de çocuk ve gençlerde şiddet davranışlarının artmasına neden olmaktadır.

Aile ortamında alkol ve madde kullanımı, stres ve sosyal yalnızlık gibi etkenlerin olması da şiddetin görülmesini artırmaktadır. Ailenin bulunduğu psikososyal yapı, ailede sorunu olan bir birey olması, aile içi şiddetin yaşanmasına neden olmaktadır. Yetersiz ebeveynler, çocukluk döneminden itibaren yetersiz gözlem, disiplin kurmada yaşanan sorunlar çocuğa yönelik şiddet şeklinde ortaya çıkabilir. Ayrıca, bu tür ortamlarda yetiştirilen çocuk ve gencin sorun çözme kapasitesi gelişmediği için şiddet içeren davranışları daha fazla sergilemektedirler. Çocukluğunda şiddet ortamında bulunan erişkinlerin daha fazla şiddet uyguladıkları saptanmıştır. Aile içi geçimsizlik sonucu ebeveynler çocuklara yönelik şiddet uygulayabilmektedirler. Erken yaştaki gebeliklerde anne ve babanın yeterli yaşam deneyimine sahip olmaması, disiplini şiddet ile sağlamalarına neden olmaktadır.

Bu tür sorunların giderilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

47- Ortaöğretim kurumlarına devam eden gençler şiddetin önlenmesi ve kontrolü konusunda; "adalet duygusunun güçlendirilmesi", "şiddete maruz kalmanın engellenmesi", "devlet büyüklerinin, yöneticilerin ve önemli kişilerin iyi örnek olması", "Allah korkusu, vicdan ve insaf gibi duyguların güçlendirilmesini önermektedirler. Diğer öneriler ise "başkalarının haklarına saygı göstermek", "kısa yoldan köşe dönme anlayışından uzaklaşma", "toplumsal çıkarları önemsemek", "amaca ulaşmak için her yolun denenmesi anlayışından vazgeçilmesi", "başkasının durumundan etkilenmemeyi öneren yaklaşımlardan vazgeçmek" şeklindedir. Diğer taraftan "gençlerin adam yerine konması", "sigara, alkol ve madde kullanımından kaçınılması" ve "medyada şiddet sahnelerinin kaldırılması" önerilmektedir.

48- Yöneticiler ve öğretmenler ile okuldaki diğer personellere; şiddetin önlenmesi, şiddet olaylarına müdahale etme, acil durum yönetimi, iletişim becerileri gibi konularda bilgilendirme seminerleri düzenlenmelidir. Şiddet ve zorbalık gibi kavramlar, şiddet olayları karşısında yapılacak davranışlar, başvurulacak birimler öğretilmeli ve okullarda "Şiddeti Önlemeye Yönelik Eylem Planları" okuldaki yöneticiler, öğretmenler, öğrenciler ve veliler tarafından bilinmeli ve desteklenmelidir. Yöneticiler ve öğretmenlere öfke kontrolü, sorunlarla baş edebilme, iletişim teknikleri, çatışma çözme, risk faktörleri vb. konularında hizmet içi eğitim verilmeli bu eğitimler drama ve yetişkin eğitimine uygun olmalıdır. Eğitim için illerde bulunan rehberlik ve araştırma merkezlerinden ve üniversitelerden, sivil toplum örgütlerinin iş birliğinde yararlanılabilir.

49- Çocuk ve gençler arasında çeteleşme ve madde kullanımı da şiddeti beraberlerinde getiren riskli davranışlardır. Çocuk ve gençler arasında kumar oynama ve şans oyunu oynama davranışı sorun teşkil etmektedir. Bu tür davranışlar da şiddet davranışlarının artmasına neden olmaktadır.

Çocuk ve gençler arasında sigara kullanımı, alkollü içki içme ve madde kullanımı sık görülmektedir. Bu tür alışkanlıkların şiddet davranışları ile ilişkileri bulunmaktadır. Madde kullanan ergenlerin aile, en yakın arkadaşlar veya öğretmenler ile ilişkilerinin bozulduğu, okulda başarısız oldukları ve riskli davranışlara eğilimlerinin arttığı bilinmektedir. Riskli davranışlar arasında şiddet içeren davranışlarda bulunma yer almaktadır. Bu tür zararlı alışkanlıklarla mücadele için etkin çalışmalar yapılmalıdır.

50- Silahsızlanma politikaları desteklenmeli ve silaha erişim zorlaştırılmalıdır.

Sosyal olaylar ile çocuk ve gençler arasındaki şiddetin ilişkili olduğu da bilinmektedir. Toplumda silahın kabulü, çocuk ve gençlerin silaha ulaşabilmesi, şiddet olaylarında silah kullanımını artırmaktadır. Şiddet davranışlarının artmasıyla birlikte ergenlik döneminde silah taşıma ve çetelere üye olma davranışları da artmaktadır. Silah taşıma ve çeteye üye olma ile şiddet davranışları arasında ilişki bulunmaktadır.

Gençlerin silaha ulaşmalarının engellenmesi, toplumda genel olarak silaha ulaşma ile ilgili yasal durumun güçleştirilmesi ile sağlanabilir. Toplumdaki bireylerin silah sahibi olmalarının azaltılması gençlerin silaha ulaşmasını sınırlandıracaktır. Bu konu ile ilgili değerlendirmelerin yapılması ve önlemlerin ivedilikle alınması gerekmektedir.

Gençlerin silah ve şiddet arasındaki ilişki konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Toplumda silaha bakış acısının değerlendirilerek, “silah” taşıma ve bulundurmanın “şiddet” nedenleri arasında yer aldığının vurgulanması gerekmektedir.

Evlerinde silah bulunduran ebeveynlerin, silahların evden çıkmasını sağlamaları gerekmektedir. Ebeveynler, evden silahı uzaklaştırmıyorlarsa çocuklarının silah bulundurdukları konusunda bilgi sahibi olmamalarını ya da ulaşmalarını engelleyici tedbirleri almaları gerekmektedir.

Okullarda silah taşıma ve çete etkinliklerinin olma durumunun izlenmesi gerekmektedir.

Çeşitli kurumlar (eğitim, emniyet, SHCEK, sağlık, vb.) tarafından silah taşıdığı ve çete etkinliklerine katıldığı tespit edilen gençlerin mutlaka psikososyal yönden değerlendirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir.

Öğrencilere okulda kesici ve ateşli silahlar taşımanın yasak olduğu, disiplin yönetmeliğince cezalandırılacağı, bu konularda hoşgörülü davranılmayacağı açık bir şekilde ifade edilmeli, rehberlik servisleri ve öğretmenler belirli aralıklarla bu tür bilgilendirmeleri yapmalı, okul içerisinde uyulması gereken kurallar değişik yerlere aşılmalı ve veliler de bu konuda bilgilendirilmelidir. Öğrenci-veli-okul sözleşmesi etkili şekilde kullanılmalıdır. Okula ilk kayıt dönemlerinde de veli ve öğrencilere bu tür bilgilerin yer aldığı broşürler verilmelidir.

51- Gençler; Yaşanılan ortamın yeterli ve güvenli olmadığını, ahlaki değerlerin önemsenmemesini, toplumdaki insanlardan acımasız olanlara daha çok saygı gösterilmesi ve dinî değerlerin ihmal edilmesini toplumda şiddete yol açan nedenler olarak sıralamışlardır,

Aile içi eğitimin yetersiz olması, anne ve babaların öfkeli davranışlar sergilemesi, ailenin maddi durumunun kötü olması ve ailelerin çocuklarını sevmemesinin şiddete yol açtığını bildirmişlerdir,

Okuldaki eğitimin yetersiz olması ve okulda örnek alman kişilerin şiddet içeren davranışlarının sorun yarattığını düşünmektedirler.

Televizyon film kahramanları gibi güçlü olma isteğinin şiddet nedeni olduğu belirtilmektedir.

Gençler, "adalet duygusunun güçlendirilmesini", "şiddete maruz kalmanın engellenmesini, "devlet büyüklerinin, yöneticilerin ve önemli kişilerin iyi örnek olmasını" ve "Allah korkusu, vicdan ve insaf gibi duyguların güçlendirilmesini" ilk üç önerme olarak belirlemişlerdir.

Gençler toplumsal değerlerle ilgili konular arasında "acıma, şefkat ve merhamet duygularının güçlendirilmesi", "yardımseverlik ve fedakârlığın teşvik edilmesi", "dürüstlüğün ve sözünde durmanın özendirilmesi" ve "topluma karşı utanma duygusunun güçlendirilmesini önemsenmektedirler.

Toplumsal anlayışın yerleştirilmesine ilişkin olarak "başkalarının haklarına saygı göstermek", "kısa yoldan köşe dönme anlayışından uzaklaşma", "toplumsal çıkarları önemsemek", "amaca ulaşmak için her yolun denenmesi anlayışından vazgeçilmesi", "başkasının durumundan etkilenmeıneyi öneren yaklaşımlardan vazgeçmek" önermelerine katılmışlardır.

Gençlerin bu kaygıları ve tespit ettikleri eksiklikler giderilmeli, önerileri gerçekleştirilmelidir.

52- Çocuk ve gençler, başta eğitim ve sağlık olmak üzere pek çok kurum ve kuruluşla işbirliği halindedirler. Bu kurum ve kuruluşların ortak bir çalışma ile gençlere erişmeye çalışması gerekmektedir. Yaşam becerilerinin geliştirilmesi, sorunlu olan gençlerin saptanması ve tedavisi, riskli davranışlardan korunması ve sağlıklı davranışları edinmesi, güven duygusunun oluşturulabilmesi için gerçek bir sektörler arası işbirliğine gereksinim vardır. Başta sağlık ve eğitim kurumları olmak üzere, spor, kültür, adalet, sosyal hizmetler, diyanet, emniyet, belediyeler, medya, özel sektör, sivil toplum kuruluşlarını vb. pek çok kuruluşu içine alan bir mekanizmanın kurulması gerekmektedir.

Gençlik ve Spor Bakanlığının önderliğinde kurulacak olan bu kuruluşlar arası işbirliğinde öncelikle ortak bir gençlik politikası belirlenmelidir. Daha sonra politika doğrultusunda amaç ve hedeflere yönelik stratejiler ve eylemler hep beraber belirlenmelidir. Tabandan tavana kadar kurumlar arası eşgüdüm ile etkinlikler yürütülmelidir. Gençlik programların en önemli konusu olan “gençlerin kendileri konusundaki kararlara katılımının” ise her aşamada sağlanması gerekmektedir.

53- Gençlerin kendini geliştirecek etkinliklere daha fazla vakit ayırmaları için olanakların ve yapılması gerekenlerin irdelenmesi, bir an önce uygulamaya konulması gerekmektedir.

54- Kültürel etkinliklerin yaygınlaştırılması ve gençlerin daha fazla katılımlarının sağlanması, spor olanaklarının artırılması ve gençlerin bu olanaklardan daha fazla yararlanmaları, oyun salonlarına gençlerin girmelerinin engellenmesi ve okullarda İnternet kullanım olanaklarının artırılarak kontrolü daha güç olan İnternet kafelere gitme davranışları azaltılmalıdır.

55- Gençlerin yaşam tarzlarına ilişkin bakış acılarının geliştirilmesi, spor yapmanın, kültürel etkinlere katılmanın kişiliklerini geliştirecek ve güçlendirecek etkinlikler olduğu konusunda bilgilendirilmeleri, gençlerin bu etkinliklere katılmaları yaşam tarzı haline getirilmeleri sağlanmalıdır. Bu şekilde gençler olumlu etkinliklerin kendilerini geliştirdiklerini görerek ve yaşayarak kabul edilmiş davranışlar haline getirebilirler.

56- Küreselleşmenin toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel yapısı üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri ortaya çıkmaktadır.

Kentlere göç etme, kentin nüfus artışının hızlı olması, çarpık kentleşme, işsizlik ve artan yoksulluk şiddet olgularının artmasına neden olmaktadır.

Bir toplumun sosyal ve kültürel yapısı şiddet algısını etkileyen en önemli etmenler arasındadır. Bir toplumda güven, barış, adalet, hakkaniyet, merhamet, sorumluluk gibi değerlerin sarsılması, bazı değerlerin kaybolması ve önemini yitirmesi durumunda, çocuk ve gençler sağlam bir karakter ve bütünleşmiş bir kişilik geliştiremezler. Bu etkilerin giderilmesi için etkin çalışmalar yapılmalıdır.

57- MEB, sorunlu öğrenciler için alternatif eğitim ortamları ve rehabilite merkezleri oluşturmalıdır.

58- Okul çevresindeki öğrencileri kötü alışkanlıklara yönlendirecek disiplinsizliğe sevk edecek faktörler ortadan kaldırılmalıdır.

59- Millî Eğitim Bakanlığı, illerde okulları tehdit eden asayiş olaylarına karşı, okul ve kurumlarda yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçilebilmesi için bir gündüz, bir gece olmak üzere iki güvenlik görevlisi bulundurma talebi ile ilgili 2009 yılında başlattığı projeyi hayata geçirmelidir.

60- Özel Eğitim, Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde, Okul Vaka Analizi’ni takip ve değerlendirmenin dışında, okul güvenliği ile ilgili ölçme standartları belirlenerek “okul güvenliği ölçme birimi” oluşturulmalıdır.

61- 20 Eylül 2007 tarihinde MEB ve İçişleri Bakanlığı arasında imzalanan protokol gereğince, okullarda güvenlik sorunlarına gecikmeden müdahaleyi sağlayacak her okulda okul görevlileri ve emniyet çalışanlarından “okul güvenliği irtibat görevlileri” birimi kurularak, bu birim işlevselleştirilmeli ve görevliler özel eğitimden geçirilmelidir. Krize müdahale ekipleri oluşturulmalı, bu ekipler okullardaki şiddet, şiddet içerikli diğer olayların iç ve dış faktörel nedenlerinin tespitine yönelik bilimsel tespitler yapmalı, kalıcı çözümler üretmelidir.

62- Siyasilerin ve Yöneticilerin Eğitim Çalışanlarına yönelik olumsuz söylemleri Eğitim Çalışanlarına yönelik şiddete yol açmaktadır. Yetkililer Eğitim çalışanlarıyla ilgili söylemlerini dikkatle seçmelidir. Eğitim yöneticileri ve özellikle eğitim politikalarını belirleyen siyasetçiler, şiddeti kınayan ve eğitim çalışanlarının verdiği hizmetin önemini ve vazgeçilmezliğini vurgulayan söylemler geliştirmelidir.

63- Kamu/özel sektör ayrımı yapılmaksızın tüm eğitim kurumlarında standart bir şiddet yönetimi politikası oluşturulmalı ve uygulanmalıdır.

64- Eğitim kurumlarında kurum veya kuruluşun güvenlik kameralarıyla izlendiğine ilişkin uyarıcı yazılara yer verilmesi hususunda gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

65- Tüm toplum ve eğitim sektörünü oluşturan tüm paydaşların, Eğitim Çalışanlarına yönelik şiddet karşısında, söz ve eylem birliği içinde olmalıdır.

66- Milli Eğitim Bakanlığı ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin katılımı ile “Emeğe Saygı Şiddete Sıfır Tolerans Sempozyumu” gerçekleştirilmelidir. Basın mensupları, iletişim uzmanları, idareciler ve Eğitim Çalışanlarının katılımıyla ulusal düzeyde “Şiddete Sıfır Tolerans” kampanyası başlatılmalıdır. Yazılı ve görsel medyada Eğitim Çalışanlarına şiddeti engellemeye yönelik “Eğitim Çalışanlarına Şiddete Sıfır Tolerans” kampanyasına ve hazırlanan kamu spotlarına sıklıkla yer verilmelidir.

67- Toplumsal şiddetin azaltılmasına yönelik olarak bilimsel çalışmalar yapılmalı, çalışma sonuçları değerlendirilerek öngörülen uygulamalar hayata geçirilmelidir.

68- Ülke genelinde önderlik yapan, saygın kişilerin (siyasiler, sanatçılar, kanaat önderleri, işadamları, sporcular vb.) Eğitim Çalışanları ile birlikte görünürlüklerinin artırılmaya çalışılarak, Eğitim Çalışanlarına yönelik toplumda olumlu duyguların arttırılması sağlanmalıdır.

69- Eğitim Çalışanlarının saygınlığının ve şiddete karşı toplumsal bilincin artırılmasına yönelik olarak, toplumca sevilen ve saygı duyulan isimlerin rol aldığı kamu spotlarının hazırlanması; reklam, film ve dizilerde Eğitim Çalışanları konusunda doğru mesajların verilmesi konusunda gerekli girişimler yapılmalıdır.

70- Topluma önder olan, rol model olan kişilerin; siyasiler, sanatçılar, toplum tarafından kabul edilen uzmanların Eğitim Çalışanlarına yönelik olumsuz söylemlerde bulunmamaları, hem mesleki saygınlığın korunması hem de bireylerin eğitim hizmetlerinden mümkün olmayan beklentilere girmelerini engelleyerek şiddeti azaltacaktır.

71- Eğitim Çalışanlarına yönelik şiddet konusuna hutbe ve vaazlarda da yer verilmeli, Eğitim Çalışanlarının fedakârca çalışmaları vurgulanmalıdır.

72- Şiddetin sorun çözme biçimi olarak görülmesinin engellenmesi için toplumun eğitim düzeyinin artırılması, kamu spotları ile bilgi ve farkındalık artışının sağlanması gerekmektedir.

73- Eğitim çalışanlarına psikolojik ve/veya fiziksel şiddet uygulanmasının önlenmesi için gereken her türlü hukuki ve idari tedbir eksiksiz olarak alınmalıdır.

74- Şiddete karşı yürütülecek mücadele sürecinde ilgili tüm kurumlar birlikte hareket etmeli, şiddet kimden gelirse gelsin karşı durulmalı, “Şiddete Sıfır Tolerans” söylemine sahip çıkılarak, şiddete karşı ortak tavır sergilenmelidir.

75- Şiddeti engellemeye yönelik etkin kamu spotları hazırlanmalı ve toplumun her kesimine ulaşacak biçimde sunulması sağlanmalıdır.

76- Sorunun sadece güvenlik tedbirlerinin artırılmasıyla çözülemeyeceği kabul edilerek, temelde mevcut sorunların çözümüne yönelik çalışmalar, şiddetle mücadelede başlangıç noktası olmalıdır.

77- Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet toplumdaki genel şiddet eğiliminden ayrı olarak düşünülmemeli ve toplumdaki genel şiddet eğilimini azaltmaya yönelik toplumsal politikalar oluşturulmalı ve uygulamaya konulmalıdır.

78- Eğitim Çalışanlarına şiddet uygulayanların yalnızca kendilerine verilen hizmeti değil tüm topluma verilen hizmeti aksattıkları vurgulanmalıdır.

79- Okullarda eğitim ve öğretim gören öğrencilerimizi oluşabilecek zararlardan korumak ve güvenliğini sağlamak için özel koruma ve güvenlik görevlilerine ihtiyaç duyulmaktadır.

Okulların hemen hemen hiçbirinde güvenlik görevlisi bulunmamaktadır. Okullarımıza özel güvenlik görevlisi hizmet alımı için gerekli ödenek ve yetkiler verilmelidir. Ayrıca MEB ile İş-Kur arasında ile gerekli işbirliğinin yapılarak güvenlik önemi arz eden öncelikle büyük okullarımızın giriş kapılarında özel güvenlik sertifikası olan özel koruma ve güvenlik görevlileri görevlendirilmesi gerekmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı Savunma Sekreterliği 25.12.2006 tarih ve 1080 sayılı "Güvenlik Tedbir ve Müeyyideler Dokümanı Genel Esaslar Talimatı" konulu yazılarının "Güvenlik Görevlileri" başlıklı 17. maddesinde; "Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların iç ve dış güvenliği, bu maksatla görevlendirilecek yeteri kadar güvenlik görevlisi (memur, bekçi, özel güvenlik görevlisi) tarafından sağlanır." hükümleri,

Milli Eğitim Bakanlığı Okul Aile Birliği Yönetmeliğinin "Birliğin görev ve yetkileri" başlıklı 6. maddesi 1. fıkrası (d) bendindeki; "d) Okulun ihtiyaçlarını karşılamak için mal ve hizmet satın almak, bu hizmetlere ilişkin sosyal güvenlik primi, vergi ve benzeri ödemelerin yapılmasını sağlamak." hükümleri,

Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin "Diğer personel" başlıklı 50. maddesi 3.fıkrasındaki; "(3)Kadrolu personel dışında, ücretleri genel bütçe veya bütçe dışı kaynaklarca karşılanarak hizmet satın alma yoluyla çalıştırılacak personelin görevlerine ilişkin esas ve usuller sözleşmeyle belirlenir." hükümleri,

Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünün 2014/20 nolu genelgesinin; "6.2. Okulların güvenliğinin güçlendirilmesinde, özel güvenlik marifeti ve güvenlik kameralarının kullanılmasına yönelik imkanların sağlanması," hükümleri ile okullarda özel güvenlik görevlisi çalıştırılabilecektir.

Bu konuda hatta Milli Eğitim Bakanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü 04.02.2015 tarih ve 1222428 sayılı görüş yazısı da bulunmaktadır.

Okullarımız giriş kapılarında zaman zaman adli olaylar meydana gelmekte öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz darp edilmektedir. Bu nedenle okullarımızın giriş kapılarında yaşanacak olası adli olayların önüne geçilmesi, caydırıcılık sağlanması, yabancı şahsıların okula alınmaması için okul aile birliğinin kararı doğrultusunda hizmet alım yoluyla okul girişi kapılarında görevlendirilmek üzere özel koruma ve güvenlik görevlileri alınmalıdır.

Bilindiği üzere 19. Milli Eğitim Şurası Genel Kurulunda ele alınan konulardan biriside Okul Güvenliğidir. Kurulda "Okulda fiziksel güvenliği sağlamak amacıyla, bütün okullarda güvenlik görevlisi ve sağlık personeli hizmet alımı yoluyla görevlendirilmelidir." kararı da alınmıştır.

26.07.2014 tarihli ve 29072 sayılı Resmi Gazete'de Yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin "Mal ve hizmet alımı ile bakım ve küçük onarım işleri " başlıklı 69. maddesi 3. fıkrasında; "(3) Gerek duyulması halinde beslenme, temizlik, muhasebe ve güvenlik hizmetleri dışarıdan da satın alınabilir." hükümleri de bulunmaktadır.

07.09.2013 tarihli ve28758 sayılı Resmi Gazete'de Yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinin "Diğer personel" başlıklı 94. maddesi 3. fıkrası da; "(3) (Değişik: RG-1.7.2015-29403)Hizmet satın alma yoluyla çalıştırılacak personelin görevlerine ilişkin esas ve usuller sözleşmeyle belirlenir." hükümleri de bulunmaktadır.

Bu bağlamda okullarımızda güvenliği sağlamak için 1 özel güvenlik elamanı hizmet alım yolu ile çalıştırılabilmektedir. Bu yıl okullarımızda güvenliği sağlamak için 10 bin özel güvenlik elamanı görevlendirilmiştir.

80- Yetersiz veya hiç olmayan güvenlik kontrolü nedeniyle, silah ve yaralayıcı aletlerin okul ve kurumlara taşınmasının kolay olmaktan çıkarılmalıdır. Okullara girişlerin güvenli bir şekilde yapılması için veli ve öğrencileri üst aramasından geçirilmesi için okul girişlerine manyetik detektörler ve kimlik kartı ile giriş sistemleri kurulmalıdır.

81- Okul giriş ve çıkış kapılarında öğretmen degil, güvenlik ve müracaat memuru bulundurulmalıdır.

Okulların güvenliği ve nöbetle alakalı olarak;

Güvenlik Tedbir ve Müeyyideleri ile alakalı Milli Eğitim Bakanlığı Savunma Sekreterliğinin 25.12.2006 tarih ve 1080 sayılı "Güvenlik Tedbir ve Müeyyideler Dokümanı Genel Esaslar Talimatı" konulu yazılarında geniş bir şekilde açıklama bulunmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı Savunma Sekreterliğinin 19.07.2005 tarih ve 703 sayılı, "Bina giriş ve çıkışlarında güvenlik önlem ve tedbirleri ile personel emniyeti" konulu 2005/62 nolu genelgesinin "Kontrol Hizmetleri" başlıklı (c) bölümü 1. fıkrasında; " 1-Hizmet binalarına ziyaret veya iş takibi için gelenlerin giriş ve çıkışları mutlaka güvenlik ve müracaat memuru yolu il sağlanacak. Müracaat memurları dışarıdan gelenlerin üzerlerini ve eşyalarını arayabilecek." hükümleri bulunmaktadır.

Bu hükümlere göre okul giriş ve çıkış kapılarında güvenlik ve müracaat memuru bulunması gerekmektedir.

Ayrıca 2005/62 nolu genelgenin "Nöbet hizmetleri" başlıklı (g) bölümü 1. fıkrasında; "Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı kuruluşta ilgi (b)talimat esaslarına göre yürütülecektir." hükümleri bulunmaktadır. Bu hükümlerde atıfta bulunulan talimat, 12.04.2000 tarih ve 479 Milli Eğitim Bakanlığı Nöbet Hizmetleri Özel Talimatıdır.

12.04.2000 tarih ve 479 Milli Eğitim Bakanlığı Nöbet Hizmetleri Özel Talimatının "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; "Bu talimatın amacı: "Personel, Evrak, Bina, Tesis, Araç ve Gerecin Güvenliğinin Sağlanması ve Bunlara Yönelik Her Türlü Sabotaj, Yangın, Casusluk ile Yıkıcı ve Bölücü Faaliyetlere Karşı Alınacak Tedbir ve Müeyyideler Dokümanı Genel Esaslar Talimatında yer alan taşra teşkilatlarında bir bütün olarak genel güvenliğin sağlanması amacını güden, personel arasında yürütülecek nöbet hizmetlerinde;

a)- Kimlerin görev alacağını,

b)- Nöbet tutacakları görevlerinin neler olduğunu,

c)- Nöbet usullerini, belirlemek suretiyle, bu hizmetlerin eksiksiz ve sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesini sağlamaktır." hükümleri,

"Kapsam" başlıklı 2. maddesinde; "a)- Bu talimat: Milli Eğitim Müdürlüğü, okul ve kurumların hizmet binalarında görev yapacak olan nöbetçi memurları, daire emniyet nöbetçi memurları, güvenlik görevlileri, öğretmen ve öğrenci nöbetleri ile gece bekçilerinin görev ve sorumluluklarını kapsar." hükümleri bulunmaktadır.

Bu hükümlere göre güvenlik ve nöbetle ilgili sorumlu personel; nöbetçi memurları, daire emniyet nöbetçi memurları, güvenlik görevlileri, öğretmen, öğrenci ve gece bekçileridir.

Nöbet Hizmetleri Özel Talimatının "Nöbet Hizmetleri ve Nöbet Yerlerine Ait Genel Esaslar" başlıklı Dördüncü Bölümü 10. ve 17. maddesinde; "10- Giriş kapılarında müracaat memuru olarak görevlendirilen hizmetlilerden dağıtıcı görevi ile görevlendirilmiş bulunanlar, bu nöbet hizmetine dahil edilmezler.

82- Nöbetçi memurlarının görevlilerini en iyi şekilde yapabilmeleri için gerekli oda, araç ve gereç sağlanır." hükümleri bulunmaktadır.

Bu hükümlere göre okul giriş ve çıkış kapılarında hizmetliler müracaat memuru olarak görevlendirilebilmekte bu memurların görevlerini en iyi yapabilmeleri, için oda araç ve gereç sağlanacağı belirtilmektedir.

Nöbet Hizmetleri Özel Talimatının "Hizmete Özel Müracaat (Danışma) Memurluğu Özel Talimatı Görevleri" başlıklı bölümü 1. maddesinde; "1- Giriş ve çıkışı kontrol altında bulundurmak." hükümleri bulunmaktadır.

Bu hükümlere göre okul giriş ve çıkış kapılarında memur bulundurulmak zorunluluğu vardır.

Nöbet Hizmetleri Özel Talimatının "Nöbetçi Öğretmenin Görevleri" başlıklı bölümü 4. maddesinde; "4- Bahçe, koridor ve sınıflardaki öğrencileri gözetlemek.(okulda birkaç nöbetçi öğretmen bulunduğu takdirde, aralarındaki iş bölümü okul yönetimi tarafından yapılır.)" hükümleri bulunmaktadır.

Bu hükümlere göre nöbetçi öğretmen görev alanı okul giriş ve çıkış kapıları değil Bahçe, koridor ve sınıflardır.

Not: Bu dokümanın hazırlanmasında;

1- Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu

TBMM Ocak 2013

2- Okulda Güvenlik Sorununa Yol Açan Etkenlerin Belirlenmesi

Millî Eğitim Bakanlığı Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı

(EARGED) 2009

3- Türkiye’de Ortaöğretime Devam Eden Öğrencilerde Ve Ceza Ve İnfaz Kurumlarında Bulunan Tutuklu Ve Hükümlü Çocuklarda Şiddet Ve Bunu Etkileyen Etkenlerin Saptanması Araştırma Raporu TBMM Nisan 2007

4- Çocuklarda Ve Gençlerde Artan Şiddet Eğilimi İle Okullarda Meydana Gelen Olayların Araştırılması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu TBMM Nisan 2007

Raporlarından faydalanılmıştır.

YORUM EKLE

banner2

banner1

banner7