MEŞRUİYET VE ÇÜRÜMÜŞLÜK

Adam yüklü devesiyle Arap çöllerinde yolculuk yapıyordu. Hava her zaman olduğu gibi oldukça sıcaktı. Bir hayli yol aldıktan sonra bir inleme sesi duydu. Yaklaştı adamın biri su su diye inlemektedir. Devesinden indi suyu uzattı. Yerde yatan yolcu suyu kana kana içti. Sonra hafifçe doğruldu ve kendisine su vereni olanca hızıyla itti yere düşürdü. Sonra da koşa koşa kendisine su verenin devesine binip oradan uzaklaşmaya başladı. Deve sahibi arkasından bağırdı. Git deve de üstündeki yükte senin olsun, Allah aşkına bu olayı başka yerde anlatma. Deveyi alan biraz daha gittikten sonra düşündü, adam ne demek istedi diye. Dündü ve ne demek istedin diye sordu. Devenin sahibi; eğer gidip bu olayı başka yerde anlatırsan artık burada susuzluktan ölen dahi olsa kimse devesini durdurup bir damla su vermez. İşte bir mazlumun ölümüne sebep olmamak için deve de, yük de senin olsun bunu başka yerde anlatma demek istedim, diye cevaplar.

Genel olarak bir toplumu ayakta tutan temel dinamikler, adalet, ahlak, erdem, fazilet gibi ahlaki değerlerdir. Bu değerlerin aşınması çürümüşlük getirir ki bu tıpkı bir binanın çürümüşlüğü gibidir. Ufak bir sallantıda çöker. Altında kalan ise orada oturan herkes olur. Milletler ve dolaylı olarak devletler de böyledir. Toplum genel ahlaki ilkelerden uzaklaştıkça ve bu ahlaksızlıklar meşru görüldükçe toplumun sarsıntılara karşı mukavemeti zayıflar. Çünkü karşılıklı güven azalır, herkes hasım olur ve fırsat kollamaya başlar. Bu çürümüşlüğe sebep olan her kim varsa gün gelir çektirdiği bedelleri öder ve bu kısır döngü böyle sürer gider.

Oysa asıl olan toplum enerjisini milletin hizmetine kanalize etmektir. Orada var olan deneyimlerden istifade etmektir. Kendi cemaat ve camiasından ziyade topyekun vatanın her evladına kendisini ispatlayacak fırsatlar vermek ve başarıyı cezalandırmak değil bilakis ödüllendirmektir.

Peki bundan eser var mıdır? Elbette yoktur. Çünkü mülakat denilen adam kayırmacılık adeta bir virüs gibi toplumun bünyesini tahrip etti. Orada tahrip edilen devletin ve toplumun bünyesi oldu. Sivil toplum adına ortaya çıkanlar devlet kademelerinde ast üst ilişkisini ortadan kaldırdı. Birçok makam ne yazık ki ayağa düştü. Kağıt üzerinde varlıklarının hiçbir anlamı kalmadı. Sendikasına göre atamalar yapıldığı gibi sendikasına göre başarı belgeleri dağıtıldı. Devlette süreklilik akamete uğratıldı. Noter tasdikli, e posta üzerinde, watsap üzerinde birçok yolsuzluk ve usulsüzlük tespit edildiği halde adeta ödüllendirildi.

Şimdi bütün bu çürümüşlüğe sebep olanlar pişkince topluma ödettikleri bedeller üzerine kurdukları saltanatlarını meşruymuş gibi kamuoyuna takdim etmeye çalışmaktadırlar. Biz masada olalım diğer sendikalar olmasın, yetmez bir de sendikacılığımızı beğenmeyip bize üye olmayanların da aidatları bize kesilsin. Sanki görüşme masasında bir işe yarıyorlarmış gibi bizim emeğimiz ne olacak diyorlar.

Sonuç olarak; bu çürümüşlüğe sebep olanları tıpkı devenin sahibi gibi kötü örnek teşkil edecek diye yazmamamız gerekirdi. Ancak toplumu çürütme, ayrıştırma, kendinden olmayanı yok sayma, küçük görme alışkanlıkları bitmiyor. Bu çürümüşlüğe birilerinin artık dur deme zamanı gelmiştir, yoksa toplum olarak herkes bedelini ödemek durumunda kalır.

YORUM EKLE