ÖSYM SINAVLARI HAYALLERİ YIKMASIN

Son yıllarda aldığı önlem ve kararlarla kurumsal olarak güven kazanan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Başkanlığının soruna dönüşen bir uygulamasının geldiği duruma parmak basacağım. Kurum kendisini tanımlarken, misyonunu ve görevlerini açıklarken özetle şunlara vurgu yapmaktadır:

“Aday sayısındaki artış, sınavlarda çok sorulu ve objektif testlerin hazırlanmasını, başvurma, puanlama, seçme ve yerleştirme, sonuçları bildirme gibi işlemlerde bilişim yöntem ve araçlarından yararlanılmasını gerektirmiştir. 1974 yılında, Üniversitelerarası Kurul, üniversiteye giriş sınavlarının tek merkezden yapılmasına karar vererek 19 Kasım 1974 tarihinde Üniversitelerarası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezini (ÜSYM) kurmuştur. Üniversitelere öğrenci seçme ve yerleştirme işlemleri, 1981 yılına kadar bu merkez tarafından yürütülmüştür.

1981 yılında, Merkez, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 10. ve 45. maddeleriyle Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) adı ile Yükseköğretim Kurulunun bir alt kuruluşu hâline dönüştürülmüştür. Devam eden süreçte 3 Mart 2011 tarih ve 6114 sayılı Kanun ile Kurum idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli bir kamu kurumuna dönüşmüş, “Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi” adını almıştır.

Dünyada ortaöğretimden yükseköğretime geçiş ile ilgili farklı uygulamalar bulunmaktadır. Ülkemizde de üniversiteye giriş sisteminde tarihsel süreç içinde değişiklikler ile sistem geliştirilmiş ve 2017 yılında üniversiteye giriş sistemine son şekil verilmiştir.

Başkanlığımız yukarıda söz edildiği üzere, kuruluşunda üniversitelere öğrenci seçme görevini yürütürken, tarihsel gelişime ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre 1981yılından itibaren eklenen yeni sınavlarla her yıl yaklaşık 50 sınavın gerçekleştirildiği bir kuruma dönüştürülmüştür. Bu sınavlardan bazılarına aşağıda yer verilmiştir.”

Yılda 10 milyondan fazla adaya 50 türde sınav uygulayan devasa bir kurum; maddi ve işlevselliği açısından.

Bir dönem KPSS skandalı ile karşımıza çıkmıştı, henüz hafızalardan silinmeyen bu olayı dönemin yöneticileri gülerek, alaya alarak ve deli saçması gibi karşılamışlar ve örtbas edilmiş, pek çok emek ve umut yok edilmişti.

O günleri geride bıraktığımız inancı ile değerli bulduğumuz bir kurum; değerli diyorum çünkü ÖSYMB’nın en büyük taşıyıcı gücü öğretmenler! Bu paydaşlık hukukundan hareketle bu yazıyı kaleme alma hakkını kendimde buluyorum. Niyetim kurumu sorgulamak değil asla! Ancak son sınavlarda karşılaştığımız bazı üzücü olaylar karşısında insan olarak büyük üzüntü duymaktayız. Önerimizin temelini de bu konu oluşturmaktadır.

Doğan her birey anayasal hak olarak her yurttaş iyi bir eğitimi, imkân ve fırsat eşitliği prensibi ile almaya hak kazanır. Aileler top yekûn bir mücadele içine girerek 2 yıl okul öncesi, 4 yıl temel eğitim ve 8 yıl ortaöğretim olmak üzere 14 yıl çaba gösterirler. Maddi ve manevi olarak harcadıklarını hesaplamamız mümkün değildir. Bu süre içerisinde binlerce sınav, proje, performans, sosyal etkinlik, İşletmelerde Beceri Eğitimi, yurt içi ve yurtdışı etkinliklerle 18 yaşına gelen bir öğrenci gücünün üzerinde bir çaba ortaya koyar. Nihayetinde gün gelir Yükseköğrenim; Üniversite hayali yüreğine oturur. Okul dersleri, okul kursları, imkânı olan özel dershane ve özel derslerle adeta dünyadan kopar, sosyal yönden hayattın bir bölümünden kopar; “ yediği tost, çözdüğü testtir” artık; hem de bir tost arası binlerce soru! Bu süreci iki çocuğuyla yaşayan bir eğitimci baba olarak lütfen diyorum.

Bugün yapılan Alan Yeterlilik sınavında, ki 180 dakika; 3 saatlik bir sınavdan bahsediyorum; 10.15’te başlayan sıvanın ilk çıkış saati 12.45, dile kolay 2.5 saat insan biyolojini zorlayan her şeye direnilecek. Direnemeyenler oldu. Sınav başladıktan 1.5 saat sonra bir öğrenci “ hocam çok sıkıştım, sınavım yansın da istemiyorum” diye işaret etti. “Diren” dedim. O andan itibaren bir tek soru çözemedi, sıraya yumuldu. Dedim demesine de geri kalan bir saatte ben öldüm öldüm dirildim. Neyse süre geldiğinde çocuk yerinden kalkamadı, yanına yaklaştım, “hocam altımı ıslattım, benim arkamdan kapıya kadar yürür müsünüz” dedi. Bu kadarı bile yeterli anlaşılması için. Delikanlı 18 yaşında hayalleri vardı, ailesinin beklentileri vardı. Ne yazık ki her şey sıfır noktasına geldi.

Bu sorun özenli bir şekilde çözülebilir mi? Elbette çözülebilir. Engelliler, hastalar, ani kaza hallerinde aldığınız güzel önlemleri biliyoruz.

Bir ders saati 40 dakika, blok ders 80 dakika; mola veriyoruz; bütün ihtiyaçlar için…

İnsan anatomisi ile ilgilenen bilim adamlarının bu konuda mutlaka bir araştırması, bir önerisi olmalıdır. ÖSYMB’da bunları dikkate alacak hamleleri yapmalıdır.

Eğitim Bilimcilerin, öğretmenlerin de akılcı bir çözüm önerisi vardır. Sınav uygulamalarında 20 salonda 45 öğretmen görev alırken, 2 ÖSYMB görevlisi yer almaktadır, 2 bina sorumlusu, 4 hizmetli, bir özel güvenlik görevlisi binada ve çevresinde yer almaktadır, en az iki poliste cabası.

O halde ortak aklı kullanalım;

180 dakikalık sınavı ikiye bölebiliriz, acil ihtiyaçlar için görevliler nezaretinde 3 dakikalık bir süre için çıkmalarına izin verilebilir.

Son söz, biz öğretmenlere inanın ve güvenin, kimsenin hakkını zayi etmeden sayıları çok olmasa da bu olumsuzluğu yaşayan gençlerimizin hayallerini sıraya ve süreye gömmeyelim. Biz sorumluluk alarak sınav uygulamalarında paydaş oluyoruz, bu durumlarda da alırız, ya siz bize güven duyacak mısınız?

Böylesi bir kurumu önemsediğimiz de unutulmasın.

Ne güven ne de hayaller yıkılmasın…

YORUM EKLE