"SENDİKACILIK KRAL ÇIPLAK DİYEBİLMEKTİR"

Eğitim-Bir-Sen Ankara 1 No'lu Şube Başkanı Mustafa Kır : 22 Kasım 2014 günü Başkent Öğretmenevinde yapılan 4. Olağan Kongrede Eğitim-Bir-Sen Ankara 1 No'lu Şube Başkanlığına seçilen Yüksel Haşlak'a görevini Memur-Sen Konfederasyonunda tertiplenen coşkulu bir törenle devretti.

"SENDİKACILIK KRAL ÇIPLAK DİYEBİLMEKTİR"

            Törene katılanlara hitaben bir konuşma yapan Kır: Eğitim Bir-Sen Anakara 1 No'lu Şubesi 4. Olağan Kongresinin 22 Kasım 2014 günü  coşkulu bir şekilde gerçekleştirildiğini, tek liste olarak girilen kongrede seçilen Yüksel Haşlak ve yönetimine  yaklaşık 11 yıldan beri yürütmeye çalıştığı Şube  Başkanlığı görevini bu gün burada gönül rahatlığı içinde devretmenin heyecanını ve mutluluğunu  yaşadığını ifade eden  Kır; Bu güne kadar şahsımı ve arkadaşlarımı yalnız bırakmayan, her zaman bizi anlayışla karşılayan, desteklerini bizden esirgemeyen  ilçe Temsilcisi ve yöneticilerimize,okul ve kurum  temsilcilerimize, üyelerimize, benimle birlikte şube yönetiminde sorumluluk üstlenen kardeşlerime, hanım kardeşlerimize,ziyaretlerimizde sıcak ilgi ve alakalarını esirgemeyen  İlçe milli eğitim müdürlerimize,şube müdürlerimize okul ve kurum  müdürü ve müdür yardımcılarımıza en kalbi şükranlarını ifade etti.
            22 Kasım 2014 günü yapılan 4. Olağan Kongresi öncesinde yaşanan seçim sürecinde şahsının değil tamamen sendikasının  ve şubesinin menfaatleri doğrultusunda hareket ettiğini hatırlatan Kır: Bazı arkadaşların başkanlık ve yönetim konusunda istekli davrandıklarını seçim sürecinde atmosferin biraz yükseldiğini,demokratik bir yarış içinde delege seçimi yaptıklarını, her şeyden bir hayırlı netice çıkarmaya çalıştıklarını ve sonucun hayırlı olduğunu,bu süreçte bilemedikleri çok  dersler  aldıklarını bu süreci yaşatanlara da teşekkür ettiğini, her ne olursa olsun içinde o arkadaşlara karşı toz kadar menfi bir duydu taşımadığını bundan önce olduğu gibi dostluk ve kardeşlik içinde irtibatlarını  sürdüreceğini ifade ettikten sonra şube Başkanı adaylık süreci ile ilgili şu bilgileri verdi.Ya kim ne yarsa yapsın herkesi kendi haline bırakıp seyirci kalmamız gerekirdi, ya kendimizi riske edip sorumluluk almamız gerekirdi. Biz sendika olayına alelade bir görev değil,bürokrasiye sıçrama tahtası,başkalarına ulufe dağıtma yeri değil, burası ciddi bir görev makamıdır.  Onun için Şube Başkanlığı görevine  büyük bir sorumluluk,büyük bir dava olarak baktık. Görev istenmez verilir,Peygamberimizin  aşırı derecede kendisinden makam isteyenlere  éBizde isteyene makam verilmez. İdare Allah'ın emanetidir. Bu emanet ancak liyakat,ehliyet ve adalet sahibi olanlara verilir. Görev verilen k kişi de bu emanetin gereğini yerine getirmekle mükelleftir. Sözlerinden      hareketle;Şube başkanı olacak kimsenin şube başkanlığı dışında makam ve mevki hırsı olmasın, hizmette başkalarını kendisine tercih edebilsin,sendikal bilgi ve donanımı olsun. Birinin adamı değil herkesin adamı herkesin başkanı olsun. Üyelerine tepeden bakmasın,Mum gibi kendisini yok saysın etrafını aydınlatsın istedik. zElbette çok sayıda arkadaşımız bu vasıflara sahiptir.Ancak başkan adayı bir tane olacağı için  ta öğrencilik yıllarından beri kendisini tanıdığım,hayatın yokluğunu da varlığını da tadan, olumsuz hiç bir davranışına şahit olmadığım, zaman,zaman kendisine bazı yönetim imkanlarını teklif etmeme rağmen,  hocam benim için hiç bir  problem yok  falanı filanı kendi  yerine başkalarını öneren, kendisine güvendiğim bu görevi başaracağına inandığım Yüksel Haşlak kardeşimi  önerdim.  Ben önerdim siz oy verin demedim. Seçim öncesi delegelerimizi üyelerimizi, kurumlarımızı  başkan ve yönetim adaylarıyla birlikte ziyaret ederek  kimi seçeceklerini yakinen bilmelerini ve görmelerini sağladım. Ben gördüğüme göre karar verdim. Kalpteki sırları Allah bilir.İnşa Allah yanılmış olmam. Bunun için duam ve desteğim onlarla ve sizlerle birlikte olacaktır. Dedi.
             Daha sonra Konuşmasına devam eden Kır: Bu akşam  böylesine  güzel bir devir-teslim organizasyonu tertiplemek suretiyle  yönetimiyle birlikte güzel bir  vefa örneği sergilemesi  dost ve kardeşlerimizle bir daha kucaklaşmamıza vesile olması bizim ne kadar isabetli karar verdiğimizin açık göstergesidir.Bu vesile ile   Şube Başkanımız Yüksel Haşlak ve yönetimine  bir daha teşekkür ediyor yapacakları hayırlı hizmetlerinde başarılar diliyorum.Dedikten sonra; sendika ve sendikacılık hakkında  birkaç mesaj vermek istediğini ifade eden Kır, konuşmasına şöyle devam etti.Sendika,başta üyeleri olmak üzere, tüm kamu görevlilerinin var olan, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik,akademik, demokratik özlük, idari hak ve menfaatlerini, adalet ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda korumak ve daha da geliştirmek üzere  tüzel kişiliğe sahip bir sivil toplum kurumdur.
            Hepimiz  ülkemizde ve dünyada  en temel hak ve hürriyetlerin başında gelen yaşama ,mülk edinme, ırz ve namusu koruma,inanma ve inandığı gibi yaşama, düşünme ve düşündüğünü özgürce ifade edebilme, gelir dağılımından adalet ölçüsünde yararlanma ile  karşılıklı rızaya bağlı olarak yapılan antlaşmalardan doğan insan haklarının ihlal edildiğine şahit oluyoruz.
Sendika  bütün bu hak ihlallerini ortadan kaldıracak,gönül birlikteliğini güç birlikteliğine dönüştürecek, sağlıklı  sivil toplum bilincinin gelişmesine, örgütlenmenin ve özürsüz demokrasi kültürünün yerleşmesinekatkı sağlayacak temel hak  ve özgürlüklerin korumasını, haksızlıkların ortadan kaldırılmasını    sağlayacak  örgütlü kurumdur.
            Bireysel ve toplumsal sorunlarımızı tek başımıza çözmemiz asla  mümkün değildir. sorunların çözümü için gönül birlikteliğinin güç birlikteliğine dönüştürülmesi yani  örgütlenilmesi şarttır.Zira örgütlü toplum,yöneten örgütsüz toplum güdülen toplumdur. Örgütlü olmayı reddetmek güdülmeyi kabullenmektir. mazlumları,mağdurları,ezilenleri yalnız bırakmaktır. Zalimlere pirim vermektir.     Sendika ne akademik ne ekonomik ne de bir yardım kurumudur. Sendika doğrudan doğruya  hak arama ve haksızlıkla mücadele etme kurumudur.
            Sendikacılığın tarihçesi sanayi devriminin başladığı 18.Y.Yılın sonlarına  ve 19. Y.Yılın  başlarına  dayandırılsa da, hak arama ve haksızlıkla mücadele kurumu olarak algıladığımız sendikacılığın tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk peygamber Hz. Ademden son peygambere kadar bütün peygamberlerin görevi iyiliklerin, güzelliklerin yayılması,kötülüklerin önlenmesi, hakkın üstün tutulması, batılın yok olması  mücadelesi olmuştur.
            Peygamberimizde; kendisine peygamberlik gelmeden önce amacı " Mekke'de yerli olsun, yabancı olsun,  Zulme ve haksızlığa uğrayanların haklarını alıp,sahiplerine teslim etmek amacıyla kurulan  Hilfulfudul adı verilen erdemliler hareketine üye olmuş.Peygamberliğini geldikten sonra da bu üyeliğini devam ettirmiştir.
            Hz. Ebu Bekir Halife seçildikten sonra yaptığı konuşmada haksızlığa uğrayanın hakkı teslim edilinceye kadar kendi nazarında en güçlü kimse  olduğunu, haksızlık  yapanın  haksızlığı kaldırılıncaya  kadar o kimse kendi nazarında en zayıf kimse olduğunu  ifade etmiştir. Yani güçlüyü değil haklıyı güçlü saymış,haksızı zalimi güçsüz kabul etmiştir.
            Gerçek sendikacının görevi  hiçbir iktidarın , güç odaklı kurumların yandaşı ve  paydaşı olmadan doğru kimden gelirse gelsin doğrunun yanında, yanlışı kim yaparsa yapsın yanlış yapanın karşısında durmaktır.
            Şahsi Menfaatlerini  hesaba katmadan,gelecek kaygısı duymadan  mazlumları koruma adına  kral çıplak diyebilmektir. Sendikacı sorumluluğunu üzerine aldığı  üyelerinin  hak ve hukukunu korumada kendisini bir çoban gibi gören  insandır. Zira:Peygamberimizin:Hepiniz çobansınız sürünüzden mesulsünüz.Buyurmuştur.
              Buna göre anne baba ; çocuklarından,öğretmen öğrencilerinden,idareci öğretmenlerinden devlet başkanı halkının  hak ve hukukunu korumaktan sorumlu bir çoban olduğu gibi sendikacıda üyelerinin hak ve hukukunu korumakla mükellef  bir çoban gibidir. Öyle bir çoban ki kenar-ı diçle' de kurt kapsa bir koyunu,Adl-i ilahi sorar Ömer'de Onu diyen Hz. Ömer gibi bir çoban.
            Biliyorsunuz:Hz. Ömer (r.a.), bir savaş sonrası ganimetleri taksim etmişti. Herkese bir parça kumaş düşmüştü. Fakat bu kumaş tek başına bir işe yaramıyordu.Oğlu Abdullah, babasına:“Bu kumaş tek başına ne benim, ne de senin işine yaramıyor. Ben hakkımı sa­na vereyim de, kendine güzel bir elbiseyaptır.” demişti.Hz. Ömer de oğlunun hediyesini kabul ederek bir elbise yaptırmıştı.
            Birkaç gün sonra, üzerinde bir elbise olduğu halde bir konuşma yapmak için minbere çıkmıştı.“Ey müminler! Beni dinleyin ve bana itaat edin.” Der. Arka saflarda biri itiraz eder.“Ey müminlerin emiri! Seni dinlemiyorum ve sana itaat da etmiyorum! Çün­kü sen, Allah ve Resul’ünün yolundan gitmiyorsun!” dedi.Halife bu büyük iddia karşısında sarsıldı: “Neden?” diye sordu. O zat sebebini şöyle izah etti:“Ganimet taksiminde, bizlerden hiçbirine elbise diktirecek kadar bir kumaş düşmediği halde, görüyorum ki, sen o kumaştan fazla almış, bir elbise yaptır­mışsın!
            Hz. Ömer;cemaat arasında bulunan oğlu Abdullah’a (r.a.) işaret etti. Hz. Abdullah da kalkıp durumu izah etti. Payına düşen kumaşı babasına verdiğini söyledi. Bunun üzerine  O zat ayağa kalktı ve:“Şimdi konuş, ey müminlerin emiri! Şimdi dinliyor ve sana itaat ediyorum.”deyince;        Halife Ömer  Allah'ımyapacağım hatalardan do­layı beni ikaz edecek bir ümmete halife  kıldığı için sana hamd ediyorum. Dedi
            Bu gün haksızlık hukuksuzluk yapacak idarecileri hesaba çekecek sendikacıları ve halka hesap verecek idarecileri yetiştirmek bizim sizin hepimizin  boynunun borcudur.
            Buda gerek sendikal anlamda, gerekse yönetim alanlarında emaneti ehline vermekle mümkün olur. C.Hak "Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehline vermenizi, in­sanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi  emreder. Allah bununla size ne güze! Öğüt veriyor. Çünkü Allah (her şey'i) işiten ve görendir." Peygamberimiz de bir soru üzerine  emanetin ehline verilmediği zaman kıyametin kopacağını ifade etmiştir.
 diğer taraftan cihat hakkında  “cihadın hangisi eftaldir?” diye sorulunca :“Zalim sultana karşı hakkı söylemektir.” Buyurmuştur.
Hakkı hak bilip haktan yana olmak batılı batıl bilip batıldan kaçınmak,  varken  bazı sendika ve Sivil toplum Kuruluşlarının  hak ile batılı,doğru ile yanlışı karıştırdıklarına Faaliyetlerini, hak arama yöntemlerini salt muhalefet etme,  ideolojik ve marjinal düşünce zeminine oturttuklarına eylemlerinde hak arama adına başkalarının haklarına tecavüz ettiklerine, kamu malına zarar verdiklerine kamu vicdanını yaraladıklarına, kendi düşüncesi dışındakileri yok sayarak potansiyel tehlike gördüklerine şahit oluyoruz
Biz Eğitimciler Birliği Sendikası olarak,hakkı üstün tutan hak anlayışından yanayız. Güçlüyü değil haklıyı güçlü sayan anlayışı benimsiyoruz. Kaba kuvveti çoğunluğu,imtiyazı çıkar hak sebebi olarak asla görmüyoruz. Biz salt muhalefet etme, tartışma, ve suçlama yerine çözüm bendedir, sorumluluk bana aittir.diyen üreten ve çözüme ortak olan hizmet sendikacılığını benimsiyoruz.
            Onun için; Hak arama adına, haksızlık yapmayan, kendisi gibi düşünmeyenleri potansiyel tehlike görmeyen, doğru kimden gelirse gelsin doğru, yanlışı kim yaparsa yapsın yanlış,zulmü kim işlerse işlesin zalim,zulme kim uğrarsa uğrasın dili dini ırkı rengi ne olursa mazlum düşüncesini benimseyen, doğrunun haklının mazlumun  yanında yer alan haksızlara zalimlere karşı hakkı ve doğruyu haykıran bir sendikal anlayışın  müntesipleriyiz.
             Her türlü hak ve özgürlük gaspının karşısında durduk. Tam bağımsızlık,gölgesiz demokrasi  ve hakça bölüşümden yana olduk. Kamunun hak ve menfaatlerini dillendirme yönünde  ortak  ses ve   kamunun vicdanı olmaya çalıştık.
            Hangi iktidar gelirse gelsin, hangi iktidar giderse gitsin, şaşmaz değişmez  ve değiştirilemez prensibimiz haksızlık yapanın karşısında haksızlığa uğrayanın yanında olmak oldu.
            Göreve geldiğimiz kasım 2003 tarihinden bu  yana Bu baptan olmak üzere hep anti demokratik uygulamalara baskı ve dayatmalara  başta 8 yıllık kesintisiz eğitim bahanesiyle İ.H.L. lerinin orta kısımlarının kapatılmasına,İ:HL ve Meslek Liselerine  katsayı uygulaması ile üniversiteye girişlerinin engellenmesine,  başörtüsü bahanesiyle eğitimde fırsat eşitliğinin çiğnenmesine,   YÖK ün baskı ve dayatmalarına, ABD tarafından Irak’ın işgaline, Türkiye’nin Irak’a asker gönderme tezkeresine mitinglerle, boykotlarla kitlesel basın açıklamalarıyla karşı koyduk. Üniversitelerin kapılarını,Danışmayın,TBMM ve Bakanlıkların  önlerini eylem alanlarına çevirdik.
            Hamdolsun. 8 yıllık kesintisiz eğitimin sonlandırılmasının,4+4+4 olarak bilinen 12 yıllık zorunlu ve kademeli eğitime  geçişin,İmam-Hatip Liselerinin orta kısımlarının tekrar açılmasının,katsayı adaletsizliğinin kaldırılmasının, 28 Şubat Mağdurlarının görevlerine döndürülmesinin, Andımızın, Atatürkçülük ve İnkilap tarihi dersinin kaldırılmasının, İHL nin dışındaki okullara da K.Kerim,Temel Dini Bilgiler ve Siyer derslerinin seçmeli olarak okutulmasının hem önünü açtık hem de bu konuda yapılan düzenlemeleri destekledik.
Haksız soruşturmalar ve idarenin keyfi uygulamaları yüzünden hiçbir mahkeme kararı olmaksızın kamu görevlilerine uyarma kınama kademe ilerlemesinin durdurulması bir daha geri dönmemek üzere memuriyetten atılmaya kadar verilen cezalar ve  soruşturmalar tüm sonuçlarıyla birlikte af edilmesini  Görevlerinden atılan kamu görevlilerinin geri görevlerine dönmelerini sağladık.
28 Şubat 1000 yıl devam edecek diyenlerin heveslerini kursaklarında koyduk.     Hayatıma da  mal olsa 8 yıllık kesintisiz eğitim yasayı ya çıkacak ya çıkacak,diyenlerin siyasi hayatını bitirdik. Bunların okullarını kapatmak yetmez köklerini kurutmak gerekir diyenlerin köklerini kuruttuk.    
Eğitimciler Birliği sendikasının kongresinde eğitim öğretimden ve sorunlarından kısaca bahsederek konuşmamı sonlandırmak istiyorum. maddi ve manevi sahadaki kurtuluşumuz eğitim ve öğretimde başarımıza bağlıdır. Eğitim öğretimin temel taşı ise öğretmenlerimizdir Öğretmen sadece öğreten bilgi aktaran değil aynı zamanda sürekli öğrenen ve kendisini yenileyen  toplumun ortak paydasıdır. Bunun için  öğretmenlerin yetiştirilmesi istihdamı,özlük idari sosyal hakları her şeyden önce itibarı  korunmalıdır.Dedik. Eşi çalışmayan tek maaşla geçinmeye çalışan eğitim emekçilerinin günlük gazete okuyamadıklarını, Internet hizmetlerinden yararlanamadıklarını, Alanıyla ilgili yayınları takip edemediklerini, Bütçesinde verdiği açık yüzünden bayramlarda hatta yaz tatilinde dahi memleketine gidemediklerini haykırdık.
 Avrupa Birliği  ülkelerinde bir öğretmenin yıllık ortalama maaşı 22 ila 39 bin dolar arasında değiştiğini Bizde ise Bir öğretmenin yıllık gelirinin 14.000 dolar arasında olduğunu  Öğretmenin hiçbir dönemde bu kadar ayağa düşmediğini hatırlattık.         
Bizim derdimizin sadece para olmadığını,Devletin kurumları ve çalışanları arasında ayırımcılık yapmasına her bakanlığa bağlı kurumların ayrı bir devlet gibi çalışmasına imtiyazlı kurumlar kurullar oluşturulmasına  itiraz ettik.  Ek Gösterge adaletsizliğinin giderilmesini  3600 Ek gösterge verilmesini,ek ders ücretlerinin günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesini hepsinden de eğitim emekçilerinin itibarının korunması istedik.
Hiçbirimiz hepimiz kadar güçlü değiliz iyiler fert fert ne kadar çok olurlarsa olsunlar gönüllerini birleştirmeden saflarını sıklaştırmadan sevinçlerini ve kederlerini paylaşmadan adaletin tesisi, doğrunun ikamesi zulmün ve haksızlığın ortadan kaldırılması asla mümkün değildir.
 İnsanlık tarihi boyunca hiçbir büyük dava bedel ödemeden kazanılmamıştır. Hiçbir kapı kendiliğinden açılmamıştır. Hiçbir hedefe kendiliğinden ulaşılmamıştır.  Hiçbir kurtuluş mücadelesiz olmamıştır.  Geçmişte fert,fert yapılan mücadele artık günümüzde örgütlü toplumlar tarafından yürütülmektedir. Hırsızlığın vurgunların soygunların kapkaç olaylarının bile bazı güç odaklarınca yapıldığı hepimizce malumdur.  Bunlarla mücadele etmek insan olmanın gereğidir. Kötülüklere göz yummak kötülüklere zemin hazırlamaktır. Zulme rıza göstermek zalimlere arka çıkmaktır.. Haksızlık karşısında susmak dilsiz şeytan olmayı kabullenmektir.
Biz hakkı tutan el, hakkı söyleyen dil hakka yürüyen ayak güzel işlere motor kötülüklere fren olmak istiyoruz. Geliniz emek gaspının önüne geçmek, hakça bölüşüme ulaşmak inanma inandığını yaşama düşünme ve düşündüğünü özgürce ifade edebilmek için  hepinizi Eğitim-Bir-Sen ailesi çatısı altında etkin mücadeleye çağırıyorum. Yeni seçilen kardeşlerime üyeler arasında sevgide,saygıda,ilgi ve alakada,hizmet götürmede  samimi ve adil olmalarını tavsiye ediyorum. Bu görevi bir emanet alarak kabul etmelerini ve gereğini yerine getirmelerini öneriyorum. Yaptıkları hizmetleri ve iyilikleri unutmalarını, asla intikam duygusu ile hareket etmemelerini, Nasıl ki bu ulvi görevi sevgi saygı ve kardeşlik havası içinde devraldılarsa  zamanı gelince aynı kardeşlik havası içinde devretmelerini istiyor, hayırlı başarılar diliyorum. 
Gelişleriyle bizden sevgi saygılarını bir daha esirgemeyen tüm siz kardeşlerime en kalbi şükranlarımı sunuyorum. mutluğu hiç bir fitneye Yüksel Haşlak kardeşime ve yönetimine haklı mücadelelerinde destek olmaya çağırıyorum. Dedi ve Kürsüye Yüksel Haşlak geldi.
 
Yüksel HAŞLAK; Değerli Memur-Sen, Eğitim-Bir-sen ailesi bu günümüzde bizleri yalnız bırakmadığınızdan dolayı hepinize teşekkür ediyorum, ayrıca yeni idarecilik görevine başlayan arkadaşlarımıza bu görevlerinde başarılar dileyerek; Ülkemizin bu günlere gelmesine vesile olan genel başkanından, şube başkanına, ilk üyesinden son üyesine kadar verdikleri emekten dolayı teşekkür ediyor, bu mücadele esnasında, aramızdan ahrete irtihal edenleri rahmetle yad ediyorum dedi.
 Hz.İsa derki; “Karanlıkta dile getirmekten çekindiğiniz hakikat, bir gün gelecek aydınlıkta işitilecektir”. Değerli arkadaşlar bizler bugün, o günleri yaşıyoruz. Bizler Eğitim-Bir-Sen’liyiz. Bizler bu gün bu ülke için bir şeyler yapılması gerektiğine inanıyoruz. Bir şeylerin değişmesi için çalışıyoruz. Bunun için herkese eşit noktadan bakıyor ve herkese eşit yaklaşıyoruz. Değerli arkadaşlarım bizim işimiz hak ve hakikatin müdafaasını yapmak ve onu hâkim kılmaktır. Diğerlerinin derdi ise hak ve hakikatin üstünü örtmektir. Onlar için öğretmenin, memurun özlük hakları, maaşı, inancı, huzuru vb. şeyler hep arka plana atılmış, ilgisiz kalınmıştır. Fazla değil 15 yıl öncesinde olup bitenleri bir hatırlamaya çalışalım. Kamu çalışanlarına %50, emeklilere % 150 zam verildiğinde bile bunların gönlünü yapamamış beşli çetenin saldırısına maruz kalınmıştı. Neden?  Çünkü hakikati savunmuyorlardı. Meclis kürsüsünden şöyle demişti; Ben size Einstein’dan bahsetsem, onu anlatsam hepiniz beni alkışlarsınız. Ama Hz. Muhammed(S.A.S) i anlatsam sıra kapaklarına vurarak gürültü çıkarırsınız. Bunları kime söylüyordu Hz. Muhammed’in ümmeti olan insanların çocuklarına ve torunlarına. Allah aşkına neydi bizleri böyle omurgasız yapan, aşağılık kompleksine sokan. Ülkemizin Nobel ödüllü yazarları ve sanatçıları bile ülke insanını tanımıyor. Omurgalı olmak nedir bilirmisiniz?  Nobel konseyi Hindistanlı bir yazara Nobel ödülü vermek için teklif götürdüğünde, şu cevabı alıyordu; 1 Milyar insanın konuşup anlaştığı Urduca dilini tanımayan konseyin verdiği ödülü kabul etmiyorum diyebiliyordu. İşte omurgalı olmak budur.
            Bunu niye söyledim: Yıllarca aşağılandık, horlandık, ezildik, silindik yok sayıldık. Bu demek değildir ki, bizde anlı anlayışla hareket etmeliyiz. HAYIR. Biz bize yapılan kötülükler karşısında verebileceğimiz en iyi karşılık unutmaktır. Bağışlamak ve unutmak ama teslim olmamak. Biz bu hak ve hakikat davamızda inşallah tüm gönülleri fethedeceğiz. Hâlbuki onlar; Bir asır öncesinden ülkemize miras kalmış hastalıklı ideolojilerin müntesipleri, kendi ülke insanına, inanç değerlerine öylesine yabancılaşmış ki ninesinin başörtüsünü ve dedesinin Cuma namazını bile idrak edemeyecek, hazmedemeyecek körlüğe mahkûm olmuştur. Müslümanlara karşı tahammülsüzlükte sanki engerek yılanının zehriyle beslenip büyümüşlerdir.  Ülkenin geçmişiyle bağını kopardılar. Nesli bir asırda köksüz yaptılar hem de eğitimle. Ümitsiz değiliz. İnşallah yapacağımız çalışmalarla bunların üstesinden geleceğiz.
            Bizden olan, olmayan tüm arkadaşlarımızın gönlünü fethederek Çankaya‘yı da yetki aldığımız ilçeler arasına katacağız.  Muhterem Hocam. Güzel insan. Ömrünü insanlığa adayan dava adamı siz görevinizi karanlıkta ve aydınlıkta yaptınız. Siz gür sesinizle var olan her sorunu haykırdınız. 10 yıllık bir süreçte eğitimden sanata, siyasetten ekonomiye ülkesinin ve ülke insanının tüm sorunlarına müdahil oldunuz. Varlığıyla ve mücadelesiyle tüm sevenlerinin gönlüne taht kurmuş bir mücadele adamı, Değerli başkanım! Mücadelenizin önünde saygıyla eğiliyor, yaptığınız bu kutlu mücadeleyi tüm arkadaşlarımla geleceğe taşıyacağımıza bugün bu topluluk önünde söz veriyoruz. Başkanım sizden devir aldığımız bu görevin ağırlığının bilincindeyiz. Müsterih ol. Elimize tutuşturduğun bu meşaleyi söndürmeden hakkıyla taşıyacağımıza söz veriyoruz. Hak olan davanızı inşallah ebediyete taşıyacağız. İyi ki varsınız. Bizler sizin mücadele yolunuzdan asla dönmeyeceğiz. sözlerimi İbrahim hakkı Hz. nin bir sözüyle tamamlıyorum.
“Cihan bâğında ey âkıl, budur makbûl-i ins ü cin, Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin!”.Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi sevgi saygı ve muhabetlerimle selamlıyorum. Diyerek konuşmasını bitirdi. Daha sonra Mustafa KIR mazbatayı Yüksel HAŞLAK’a sunarak yönetimi önce Allah’a sonra sizlere emanet ediyorum diyerek tören sonlandırıldı.
                                                                                                        
Güncelleme Tarihi: 08 Aralık 2014, 00:00
YORUM EKLE
YORUMLAR
nahit
nahit - 4 yıl Önce

EBS mi kral çıplak diyormuş. EBS ye göre yalakalık ve siyasi payandalık kral çıplak demekmiş.

SIRADAKİ HABER

banner2

banner1

banner7