BİR SORU: İKİ DAİRE BAŞKANI’NIN YARI ÇAPININ TOPLAMI NE EDER?

1

İki daire başkanının yarıçapının toplamı bir daire başkanının çapı eder mi? Bu yazıyı aslında yazmaz, iki yıl önce ve bu yıl yaşadığım bazı olayları sineye çeker, devletimizin hiçbir memurunu töhmet altında bırakmazdım. Lakin yeni bir yönetim ve hükümet sisteminde sadece bakanların değil, bürokratların da liyakat, feraset, basiret ve nezaket sahibi kişilerden seçilmesi bir zorunluluktur. Bu konuda uyarı yapmak aydın sorumluluğumuzdur. Bu sayede belki de yüzyıllardır hantal çalışmasından muzdarip olduğumuz bürokrasinin yerine güçlü bir bürokrasi oluşmasına katkı sağlayabiliriz. Hatalarımızdan ders çıkartmak hepimizin gelişimi için son derece önemlidir.

MEB’in X genel müdürlüğünde görevli iki daire başkanı ile şahsen yaşadığım olayları iki farklı yazıyla anlatacağım. Bu yazı birinci aşamasıdır. Buna ek olarak MEB’in Y Genel Müdürlüğü’nde görevli üçüncü bir daire başkanının yaptığı güzel uygulamaları da üçüncü bir yazıda anlatacağım. Olumsuz örnekleri anlatıp sadece onları yerme değil, olumlu örnekleri de anlatıp rol model gösterme niyetindeyim.

Tübitak 1001 programı kapsamında desteklenen, yaklaşık 212 bin TL bütçeli (Ben şahsen yılda bu projeden sadece 1750 TL kazandım, cebimden proje için harcadıklarım bu meblanın çok üzerindedir.) bir projeye başvuru yapmış, başvuru yaparken de il milli eğitim müdürlüğünden gerekli izinleri valilik onayı ile almıştık. Başvuru evrakları arasında bu izinleri de koymuştuk. Altı ay sonra proje TÜBİTAK tarafından kabul edildi. Biz proje ekibi olarak harıl harıl çalışmaya başladık. Milli Eğitim’in okullarında üstün yetenekliler ile ilgili bir çalışma yapacak, onlara yaşam becerileri kazandırmak için eğitim programı hazırlayacak ve bu programı uygulayarak ülkemize, milletimize ve geleceğimizin teminatı gençlerimize olan görevimizi ifa edecektik. Proje geçtikten sonra Milli Eğitim Bakanlığının X Genel Müdürlüğü, bu projeye destek olamayacaklarını, kendi okullarında uygulamalar yapmamıza izin vermeyeceklerini sözlü olarak ifade ettiler. Kısaca bakın başınızın çaresine dediler. Biz bu arada genel müdür ve daire başkanları ile görüşmeler yapmaya çalışıyoruz ancak biraz da bizim gönlümüzü alarak nazikçe bütün kapıları kapatıyorlar. Bizi proje sürecindeki zorluklar ile yalnız başımıza, çaresizlik duygusu içinde bırakıyorlar. İlgili daire başkanı ile bu süreçte proje yürütücü hocamız ile birlikte bir kez yüz yüze görüştük. İlk görüşmemizde, bazı zorluklar olacağını ancak bazı konularda da kolaylık sağlayarak işbirliği yapacaklarını ifade ettiler. Biz de çok mutlu olduğumuzu ifade ederek projede kullanılacak bazı testleri Bakanlıktan istediğimizi belirttik. Proje kapsamında kullanılmak üzere istediğimiz Temel Yetenek Testi’ni vereceklerini, bunun için endişe etmememiz gerektiğini söylediler. Hatta bu testi biz size kargo ile göndereceğiz, size yük olmasın dediler. Aradan yaklaşık bir ay geçti, ne test var ne kargo! Dekanımız ilgili daire başkanını arayarak randevu talep etti. Benim de gidip görüşmemi istedi. Ben de tekrar daire başkanını arayarak randevuyu teyit ettim. Randevu günü ben randevu saati 15.30 olduğu halde 15.10 da daire başkanının sekreterliğinde oturmaya başladım. Telefonla sekreter daire başkanına bilgi verdi. Beklememi söylediğini ifade etti. Ben saat 16:00’ya kadar bekledim. Sonuçta devletin işi ve geleceğimizi ilgilendiren bir konu olduğu için, şahsi bir problem olarak görmedim. Yeter ki işimiz çözülsün, proje sağlıklı bir şekilde yürüsün diye düşünüyordum. Saat tam 16.00’da daire başkanı odasından üç hanımefendi -sekreterden öğrendiğime göre bir STK yöneticisi olan üç hanımefendi- ile gülüşerek çıktı. Odadan çıkar çıkmaz kendisi ile göz göze geldik. Ancak beni görmemezlikten gelerek birden yüz ifadesini ciddileştirdi ve kadınların üçünün arasında saklanarak makamın sekreterlik odasını terk etti. Ne bir selam ne bir beden dili ile verilmiş olumlu bir mesaj vardı. Anlam verememiştim. Çaresiz bir şekilde sekretere bakarak ne oldu, dedim. Sekreter ben de ilk defa böyle bir şey ile karşılaştım, daire başkanımızın 16:00’da başka bir toplantısı var oraya yetişmek için böyle yapmıştır, dedi. Ben anlayış gösterirdim, yarın tekrar gelirdim, bir selam verebilirdi, dedim. Çok üzgün olduğumu ifade ederek kartvizitimi sekreter hanıma verdim, “Sayın Daire Başkanımız” ne zaman dilerse aradığınızda gelebileceğimi ifade ettim. Aradan iki yıl geçti, ne arayan var ne soran… Her gün kimler devlet dairelerinde ne tür muamelelere maruz kalıyor kim bilir?

Not: Çok uzun yazıp siz okuyucularımızı yormamak için bu yazı üç bölümde yayınlanacaktır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
KHALDOUN  AL AWAD
KHALDOUN AL AWAD - 2 yıl Önce

Çok iyi .......

KHALDOUN  AL AWAD
KHALDOUN AL AWAD - 2 yıl Önce

Çok iyi .......

Kürşat Turan
Kürşat Turan - 2 yıl Önce

Bu konulari gündem de tutmaniz inşAllah bir yerlerde isiten bir kulağa küpe olur da vicdan a dokunur değerli hocam . Kaleminize sağlık

Hüseyin Yaman
Hüseyin Yaman - 2 yıl Önce

Türk bürokrasinin kanaatimce en dikkat çeken tarafı, ‘Egoyu, Nefsi’ okşaması ve kişiye Gurur ve Kibir pompalamasıdır. Bu özellik sanki genlerimizde vardır. Yeni anayasa hazırlanırken bürokratlara, yöneticilere üstünlük vehmini veren, saltanatvari her türlü imtiyaz ve yetkiler mutlaka tırpanlanmalıdır. Devletin kesesinden saltanat sürmeye artık son verilmelidir. Aşiret yapısından geldiğimizdendir herhalde bir türlü ağalığı bırakamıyoruz. Hangi makam ve mevkide olursa olsun, bürokratlar da artık ifa ettiği hizmet ve aldığı maaş dışında günlük yaşamlarında, sade bir vatandaş olduklarını, bunun dışında hiçbir üstünlüklerinin olmadığını bilmeleri gerekir. Hedef aldıkları Avrupa’daki meslektaşlarına bakmak yeterlidir. Emin olun nefis bunu kabullenmede çok zorlanacaktır. Fakat eninde sonunda kabul etmekten başka çaresi de yok. Bu saltanat hep böyle devam etmez.