Devlete Emanet Edilen Milli Şuur

Türkler, ulus bilincine geç mi ulaştı?

Atatürk ve diğer cumhuriyetçi aydınlar, Andımız gibi teknik çalışmaları bu bilinci çabuklaştırmak, keskinleştirmek için mi kullandılar?

Elimizdeki bulgular ve belgeler bize gösterir ki cumhuriyet, ulus bilincinin eseridir. Yani ulus bilinci cumhuriyetin eseri değildir. Ayrıca, Andımız’ın yazarı Reşit Galip, Türk Ocağı’nın üyesi olarak 1917 yılında Kütahya, Tavşanlı civarında köylere koşup, sıtma taraması yaparak milletdaşlarının kaderini kaderi bellediğinde yirmi dört yaşındadır ve bunu faşizmin gereği olarak değil milliyetçiliğinin gereği olarak yapmıştır. Çünkü milliyetçilik Türk’ün sağlığıyla, mukadderatıyla ilgilenmek demektir. Andımız da milliyetçiliğin gereği bir çalışmadır.

Yıllar önce Ali Kırca’nın programlarının birinde milliyetçilik tartışılırken bir sol-liberal profesör, Fransız milliyetçiliği üzerinden tarif getirmiş, ”Orhun Anıtları’nı bu tarifin neresine koyacağız? Ey Türk milleti üstte gök basmasa, altta yer delinmese senin ilini töreni kim bozabilir?” cevabına karşı, ”Bunu ilk kez duyuyorum” demek zorunda kalmıştı.

Doğrudur, Türkiye’de marka bilim adamlarının zihniyet dünyasını batılı klişeler oluşturur. Bu sebeple batılı tarih tezleri eğitim öğretim müfredatı ne derse desin fiili alanda daha fazla ses çıkarır.

Çünkü ülkemizde kozmopolit kamuoyu, milli kamuoyundan etkilidir.

Türklerde milli şuur oldukça eskidir. Şimdilik bize ulaşan en eski belgenin Orhun Anıtları olduğunu kabul ederek diyebiliriz ki, Bilge Kağan’ın kitabesi bir milli şuur harikasıdır. Bilge Kağan’ın hitabında bazı boyları, ”Onlar benim Türklerimdi ama isyan ettiler” diyerek ırk açısından ele aldığını bazı boyları da ulus bağlamında değerlendirdiğini görmek bugünkü tartışmalar ortamında algı ötesi bir gerçekliktir. Bundan 1300 yıl önce Bilge Kağan’ın ulaştığı bu şuuru gecikmiş ulus bilinci iddiasıyla yan yana getirelim: Komik duruyor değil mi?

Türklük söz konusu olduğunda ne kadar ilgisiziz !!

Hadi İslam öncesi döneme soğuk bakıyoruz, Osmanlı döneminde kayıtlara geçen Türklük şuuruyla neden ilgilenmiyoruz?

15’inci yüzyıl Osmanlı dönemi belgelerinin başlıcalarından olan Aşıkpaşaoğlu Tarihi’nde yüksek bir Türklük şuuru hakimdir. Aşıkpaşaoğlu, Osmanlı Devleti’nin kurucularının ”Türk” olduğunu üstelik detaylarıyla yazar. Dönemin bütün Türk devletleri secerelerini Oğuz Kağan’a bağlamaya çalışır.
Sultan Cem’in isteğiyle yazılan ”Saltukname”de Türk kelimesi bugünkü anlamında kullanılır. Kemalpaşazade, tarihinde Osmanlıları Türk, diğer Oğuz devletlerini, ”Türkmen” diye ayırır. Öyle ki Ertuğrul Gazi’nin, Moğollar karşısında Selçuklulara yardıma koşmasını, dönemin tarihçisi Neşri, ”mertlikle” açıklarken, Kemalpaşazade ”kavmiyyet gayretine” bağlar. Tac-üt Tavarih, Tarihi Selanik-i, Solakzade Tarihi gibi önemli belgelerde Osmanlı ordusunun Türklüğü vurgulanır.

Ortada geç kalınmış bir milli şuur yoktur. Olanı açık yüreklilikle yazalım: Türk milleti, milli şuurunu devletine emanet etmiştir.

Önce Hristiyan, sonra İslam kökenli uluslar imparatorluktan kopunca hakim millet olan Türkler, aydınları eliyle yeniden milli şuur bayrağını kaldırmışlardır. Yani devlet yeniden çelik çekirdeğe yeni hakim millete dönmüştür.

Türk milliyetçiliği, devlet kavramıyla mütenasip düşünülmelidir.

Türkler, hakim millettir ve bu ilelebet devam edecektir.

YORUM EKLE