1919 MAYIS'ININ İZMİR'İ İLE 2014 MAYIS'I DİYARBAKIR'I VE LİCE'NİN FARKI NEDİR ?

DİKKATLE OKUYUN, YORUMA GEREK VAR MI?

1919 MAYIS'ININ İZMİR'İ İLE 2014 MAYIS'I DİYARBAKIR'I VE LİCE'NİN FARKI NEDİR ?

İzmir garnizon komutanına Padişahtan gelen buyruk şöyle diyordu ;...
"Askerimiz kışlasına çekilerek silahını teslim edecektir "

Böylece Yunan ordusu hiç bir askeri direnişle karşılaşmadan İzmir'e çıktı.
Yunan askerinin ilk hedefi, doğal olarak Sarıkışla ve buradaki Türk subayları oldu. İstanbul Hükümeti’nden direnmeme buyruğu alan birlikler, Kışla’da bekliyordu. Yunan birlikleri ve çevresindeki silahlı yerli Rumlar oraya yöneldiler.
O günün olaylarını, yüksek rütbeli bir Fransız subayı not defterine şöyle yazmıştı:
“Yürüyüş kolunun önünde çok büyük bir Yunan bayrağı vardı. Herkes çılgınca ‘zito Venizelos’ diye bağırıyor, sancaktar durmadan bayrağı sallıyordu. Gösteri yapanlar, gürültü içinde gitgide kendilerini kaybettiler. Bu biçimde, içinde çok sayıda Türk askerinin bulunduğu büyük kışlanın önüne geldiler. Kışlada, silah altına yeni alınmış yedek subaylar, 56.Süvari Alayı’nın subayları ve düşüncesizce verilmiş emir gereği burada toplanmış başka birçok subay vardı. Bunlar, herhangi bir taşkınlığa neden olmamak ve kolayca suçlanmalarına bahane yaratmamak için kendi rızalarıyla silahlarını teslim ettiler.

Sinirli, kederli ve yaptıkları bu gereksiz fedakarlıktan şimdiden pişman olmuş bu savunmasız insanlar, birbirlerine sokulmuşlardı. Bu sırada kışladan, tahrikçi bir Yunan ajanı tarafından patlatılan bir tabanca sesi ortalığı çınlattı. Bu, beklenen bir işaretti. Yunan askerleri hemen kışla karşısında mevzi aldılar ve bir ateş salvosu başladı. Ateşe makineli tüfekler de katıldı. Kışlanın içinde ölü ve yaralılar yere serildiler. Anlatılamayacak bir panik içinde silahsız insanlar koridorlara yığıldı."

İzmir’de işgale tepki gösterilmemesinin nedeni, ihanete varan teslimiyet anlayışının devlet yönetimine egemen olmasıydı. 13 Mayıs’ta Vahdettin’in gönderdiği bir Saray Kurulu, İzmir halkına, yakında gerçekleştirilecek olan Yunan işgalinin geçici olacağını, bu nedenle “her ne olursa olsun kan dökülmesine yol açacak” hareketlerden kaçınılmasını söylemişti.

Dahiliye Nazırlığı, işgalden birkaç gün önce İzmir Valiliğine bir yazı göndermiş, “silahlı direnişe izin verilmemesini” ve “işgal güçleri hangi dinden ve milletten olursa olsun onlara Türk misafirperverliğinin gösterilmesini” gerekli önlemlerin alınmasını istemişti. Padişah temsilcisi Süleyman Şefik Paşa, halkı Hükümet Konağı önüne toplamış ve burada, Padişah’ın yazılı buyruğunu (hattı hümayununu) okumuştu. İşgale direnç gösterilmemesinin nedeni buydu. Direniş, ancak işgalden sonra başlayacaktır."
İzmir ancak Kurtuluş Savaşının zaferle sonuçlanmasından, işgalinden 3,5 yıl sonra 9Eylül 1922 tarihinde kurtuldu.

Dr.Sakin ÖNER

 

Güncelleme Tarihi: 11 Haziran 2014, 00:00
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yurtsever AYDIN
Yurtsever AYDIN - 7 yıl Önce

Yazıda belirtilen olayları bizzat yaşayan İleri Görüşlü ATATÜRK, yüzyıl önce bu günün yeniden yaşanacağını görmüş, Gençliğe Hitabında "dahili ve harici bedhahlardan söz etmiş, dahili ve harici bedhahların düşmanlarla işbirliği içinde olacağını, milletin yoksul olacağını, çaresizlik içinde kalacağını görmüş, bu nedenle Bağımsızlığımızı ve CUMHURİYETİMİZİ koruma ve kollama görevini Türk Gençliğine emanet etmiş. Bu olaylar ve görevler yıllardır okullarımızda okutulmakta, öğretilmekte. İnanıyoruz ki, Türk Gençliği zamanı geldiğinde üzerine düşen görevi yapacaktır.

SIRADAKİ HABER