KİBİR VE HADDİ AŞMAK!..


Genelde kamu çalışanları arasında özelde ise Milli Eğitim de okul kurum müdürleri ya da şube müdürlerinin 10 Kasım da Cumhuriyetimizin kurucunu vefatının 81. Yılında anarken yaptıkları haddi aşan paylaşımları ister istemez bazı şeyleri düşündürmektedir. Yüce Allah haddi aşmayın ve fitne küfürden daha tehlikelidir diyor. Ne yazık ki bazı kişiler ne fitneden vazgeçiyor ne de haddi aşmaktan imtina ediyor.
Bu sürecin devamı mıdır, yoksa bağımsız mıdır bilemiyoruz. Ancak yalnızca son iki hafta içerisinde adeta güç zehirlenmesi kokan, kibir kokan birçok söylem ve davranış peş peşe basına yansıdı. İlginçtir ki bu anlayışın yaşatıcıları ya sistemin içinde ya da sistemin imtiyazlı ve cici çocuklarıydı.
Hatırlarsanız Konya valisi öğretmen niyetine yanlışlıkla gazeteciyi azarlıyordu. Hem de öğretmenler gününde aşağılayarak “birader” öğretmen gibi otur da görelim. Allah Allah, böyle güzel duygularla geliyoruz….diyerek!.. Her şeyden önemlisi toplumun içinde bırakın öğretmenler gününde bir öğretmeni azarlamak hiç kimseyi azarlayamazsınız. Bu kural yalnızca vali için değil herkes için geçerlidir. Bu kuralı bilmeyen kişinin vali olması başlı başına bir sıkıntıdır.
Basına ve sosyal medyaya düşen ikinci güç zehirlenmesi olayımız Silopi de bir İmam Hatip Lisesi müdürünün haddi aşan talimatlarıydı. Yapacaksın, edeceksin, sormayacaksın, sorgulamayacaksın gibi birçok talimatı listeleyerek öğretmenlerin bunlara kayıtsız şartsız uymalarını istemişti. Tabi ki basına düşünce işin rengi değişti. İdarecinin açığa alındığı söylendi.
Yine son günlerde kibir kokan bir davranış Güngören Belediye başkan yardımcısının bir şoföre reva gördüğü ceza ile gündeme geldi. Beyefendi geçerken ayağa kalkmadı diye kendisine tuvaletin önünde bekleme cezası vererek akıllanmasını sağlayacağını düşünmüş. Ancak bu konu da basına yansıyınca tabi ki özürler ve saireler!. Ya düşmeseydi muhtemelen yaptığını büyük bir zevkle eşine dostuna anlatacaktı.
Esasen yukarıdaki güç zehirlenmelerinden çok daha fazla bir kibrin ve egonun koktuğu örneğini bir sendikanın genel başkan yardımcısının paylaşımlarında görüyoruz.
Haram mal ile servet yapan ve bununla övünen birçok insan vardır. Bazen bir uyuşturucu çetesi lideri, bazen bir eşkıya, bazen tefeci, hırsız, yol kesici ve başka. Belki bunlar da ahlaktan, haktan bahsederler. Hayır, hasenat yaparak ahiretlerini kurtaracaklarını düşünürler. Elbette af edip etmemek bize ait değildir. İnancımıza göre kul hakkını ancak kul af eder, onun rızası alınmalıdır.
Ne yazık ki çetecilik ve mafyacılık yalnızca sokakta yaşanmıyor. Uzun yıllar Milli Eğitim de tam anlamıyla bir çeteci anlayışla, eşkıyalıkla, baskı, tehdit ve zorbalıkla üye kaydeden bir sendikanın kazandığı üye sayısıyla gurur duymasıyla haram yoldan kazanç elde edenin, bu kazancıyla gurur duyması arasında bir fark var mıdır? Dedik ya; kul hakkını ancak Allah af eder!.. Binlerce kulun hakkını arpa öğütür gibi çatır çatır öğütenler bugün hala hiç yüzleri kızarmadan sağa sola laf yetiştirmeye çalışıyorlar ya!.. Doğrusu insanın aklı hafızası almıyor.
Sonuç olarak paçalarına kadar p… lik içerisinde olanların çetecilikten sabıkalı, hainlerin, bölücülerin ortaklarının; duruşuyla, yaşantısıyla, sevdasıyla, çilesiyle, erdemiyle nice sınavları başarıyla geçmiş, yürekliliği ve mukavemeti defalarca test edilmiş bir camianın mensuplarına; ne söz söylemeye hakkı vardır ne de haddi vardır. Eğer hala yüzleri kızarmadan konuşuyorlarsa bu haddi aşmaktan başka bir şey değildir ve selam!...

YORUM EKLE