Kültür Tarihimizden Bir Yiğit Göçerken...

Her ölüm erkendir, fakat bu sıradan değil; Türk Kültür Tarihinden, İstanbul sevdasından,  Türk Gazeteciliğinden, Coğrafyamızın tanıklarından büyük parçalar yürekleri dağlayarak çığ gibi kopup gidiyor. 
Üzülmekten öte duygulara saldı bu gidiş beni, kendisinden yeterince yaralanamadığıma mı, gençlerle bir vesile buluşturamadığıma mı, ne bileyim bir değeri yeterince anlayamadığıma mı? Neresinden baksam zarardayım, bir nevi vebaldeyim. Yine onun son günlerde Prof. Dr. Emin IŞIK hocamızın ardından kendisinin ifadeleri ile “ Sevgili Gençler, siz niçin sağ iken bizi Emin Hocayla tanıştıran olmadınız derseniz haklısınız… Biz tanıdığımız için kaybına üzülüyoruz, siz de tanıyamadık diye üzülün… Bize kızmak hakkınız…”
Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun ; hocamız, ağabeyimiz, tarih bilinci edinme kapımız, köşe yazıları okumayı sevdiren; karizmatik, kendinden emin, farklı bakan ve bakmamızı sağlayan tarih, kültür, memleket ve bilim sevdalısı güzel insan…
Marmara Üniversitesine başladığımız günlerde kendisini tanıdığımızda biz on sekizinde, hocamız otuzuna yeni basmış Körfezin Karadeniz’den gelen bir damarı ile yatağına sığmaz coşkun bir delikanlı idi.  Üç genç akademisyen daracık bir odada kitap dolu masaların arasında fırsat buldukça bizleri kabul ediyor, az ama öz sohbetlerde bile ufkumuza bir ışık çakıyorlardı. Bizim gözümüzde bölümün girişinde, küçük odadaki üç araştırma görevlisi İstanbul için en büyük şansımızdı ki biz bunu dünyayı daha iyi okuduğumuzu düşündüğümüzde daha da iyi anladık. Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi, Türk Kültür Tarihi ve Yakınçağ tarihi gibi derslerimize gelmişti. 
Üniversitenin şanslı beşlisi olarak, kendisi ile odasında ve Gülhane’de sınıfta anlatamadığı konuları içeren sohbetlerimiz de olmuştu; daha doğrusu kendisini hayranlık ve hayretler içerisinde dinleyişlerimiz…
Hayretlerimiz bende kalmak kaydıyla, beni etkileyen ve hayranlık besleten bir anısını kendi ağzından sizlerle paylaşmak istiyorum: “ 12 Eylül İhtifalinden sonra bir grup gazeteci arkadaşım Zincirbozan’dan yeni çıkan Süleyman DEMİREL’i ziyarete gidiyorlar, ben de geleyim dedim. O yıllarda okulu yeni bitirmiş, genç ve yeni bir gazeteciyim. Haluk sen gelme, heyecanlı, dobra dobra bir adamsın, rahat durmaz soru sorarsın, beyefendi yorgun, havayı gerersin, zor durumda kalırız. Söz verdim zor ikna ettim, beni de Tuzla’da ki evine götürdüler. Nüktedanlığı ile sayın DEMİREL hepimize hoş bir ev sahipliği yapıyordu. Konuşmasının bir yerinde “ barajlar, yollar, fabrikalar, köprüler yaptık, Boğaziçi köprüsü yaptık dediğinde, Sayın başbakan köprüler yaptınız ama üzerinden geçecek bir gençlik yetiştiremediniz dediğimde herkes buz kesti, müthiş bir sessizlik oldu. Yine havayı Sayın DEMİREL dağıttı; haklısın delikanlı bir gençlik yetiştiremedik, en büyük noksanlığımız buydu, diyerek belki de ihtilala hayıfını dile getirmişti. Bu sözlerinden sonra arkadaşlar rahatladı ama bir daha beni bu tür toplantılara götürmediler.”
Geçtiğimiz Kasım ayı başında Trabzon Milletvekilimiz Av. Salih CORA ile ziyaretine gittiğimizde bizleri uğurlarken tarihi Kültür Bakanlığı merdivenlerinde bir ara durdu. “Bu merdivenlerin üç şehidi var” dedi. İlk ikisi çok dikkatimi çekmedi fakat “Gün SAZAK”  dediğinde farklı bir duyguya kapıldığını hissettim. Makam odasında bir çay içimlik sürede tarihe merakı olan milletvekili ile kısa sürede iki proje bir ziyaret kararı aldılar. Her anında bir kültür varlığına vurgu yapıyordu. Maneviyatına hürmeten bunları gerçekleştirmeyi umuyorum.
Siyasi görevler almış olsa da siyasi tavırları sergilemeyen son dönemin Türk Tarihinde iz bırakan hocamızı yazmaya gücüm kafi gelmez. “ Kumru” anısını okuyunuz,  verdiği ders dolu mesajlarda ondaki hoşgörü ve metaneti görünüz. Onun öğrencisi olmanın gururu ve vefası ile kalemi elime aldım. Tarihi yazan adamı, tarihe adını kazıyarak gidiyor. Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsünde “altı yiğit adam” tanımıştık, ikisinin ardından Ahmet Haluk abimizi de derin bir acı ile cennete uğurluyoruz. 

Türk Milletine çok yönlü birikimi ile daha çok hizmet edeceği bir dönemde kaybettiğimiz hocamızın cenazesini kaldırmakta zor olacaktır. Bir kültürü, bir tarihi omuzlamak hiçte kolay olmasa gerek!
Bundan bir ay önce yazmış olduğu şu sözleri kurşun gibi yüreğime saplandı: “ Zamanı gelince bu dünyadan biz de göçeriz… Gele bir devr, bu Haluk’u yad eyleyeler, Ahbap fırsatı sohbeti ganimet bilsin…”
Sevgili hocam, sizi daima yâd edeceğiz. Fakat sizi az çok tanıyan birisi olarak bu kaza kafamı karıştırmadı değil!
Hakkını helal et bizlere, ruhun şad mekânın cennet, Türk Dünyasının başı sağ olsun…

YORUM EKLE