Sosyal medya mı, sanal medya mı?

İslamın şartı beş, altıncısı olsaymış oda haddini bilmek imiş.

"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır." demiş, Yunus.

Aynı Yunus; "Behey Yunus sana söyleme derler, Ya ben öleyim mi söylemeyince." dermiş.

Bu sözleri hatırladıkça, sosyal medyanın giderek daha beter ve umutsuz bir hal alan ahval-i pür melal'i karşısında ve anında sık sık söylemekten kendimi alamadığım; "Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil." sözü aklıma geliyor.

Fuzuli'nin her zamanki lirik melankolisinden payını alan, her seferinde bir kez daha hayranlık uyandıran, çaresizliğin en anlamlı ifadesi olan ah'lar ile an'ların olağan buluşmasını anlatan hal-i pür melalimin muhteşem tasviridir. "Sussan olmuyor... susmasan olmaz dil dursa hakim bey, tende can durmaz.." mı dersin?

Yoksa; "Kelimeler şu an kocaman birer yalan, konuşursam seni yakar, susarsam kendime katlanamam." mı dersin? Yada "Susmak bazen aslında ne çok şey anlatır!..." mı dersin? 

Ama bugün konuşalım; yolda yürürken yada bir mekanda oturur iken tanıdığınız yada tanımadığınız birini hal ve hareketlerinden dolayı yada giyim kuşamından veya konuşmalarından dolayı eleştirebilir veya uyarabilir misiniz? 

Cevabınız Evet mi?

Yoksa Hayır mı?

Muhtemel cevap "Hayır." Çünkü bizim toplumumuzda "terbiyesizlik" olarak adlandırılır yukarıda sorduğum hareket. Ayrıca biz çocuk iken öğrenmişizdir, parmakla göstermek ayıptır.

"Bir insana başkaları yanında verilen öğüt , öğüt değil hakarettir." demiş Hazreti Ali, boşuna dememiş herhalde.

E peki Sosyal Medyada bunu yapabilir misiniz? 

Bir tanıdığınız yada tanımadığınız, arkadaşınız olsun yada olmasın yapılan paylaşımının altına olumsuz yorum yazabilir, hakaret edebilir misiniz? (Bu arada sosyal medyadaki arkadaşlığı gerçek hayattaki arkadaşlık zannetmeyin.)

Cevap, "Evet" yazılıyor ve yapılıyor.

Peki bu hakkı size kim veriyor? Hiç kimse vermiyor,  sanal ortamdan cesaret alınarak klavye kahramanlığı yapılıyor.

Karşılaştığınızda yüzüne söyleyemeyeceğiniz eleştiri ve yorumları hatta hakareti yapıyorsunuz.

Örneğin paylaşım yapıyorum kendini bilmez gelip yorum yazıyor; yorumunda yeni bir şey dese, farklı bir şey üretse, başka bir pencereden bakabilse, bir felsefe ortaya koysa kabulümdür. Yok l, dini imanı, siyasi yittirik. Dünde kalmış, hırs ve kinle dünde yaşıyor, intikam peşinde koşuyor, bir de bizi yargılıyor, "Biat ediyorsunuz" diye, Mevcut yöneticilerle ilgili yaptığımız eleştirisel paylaşıma bu sefer de "Ne bekliyordunuz." diyerek fırça atıyor. Bu türlerin yüzde 99'u kendi sayfasında yazmaya cesaret edemediği şeyleri, benim paylaşımlarım altına yorum olarak yazıyor.  

Özelden soruyorum “Üstadım niye böyle yorum yazdınız.” diye cevap "Eleştiri hakkımı kullandım." diyor. Sevsinler senin eleştiri hakkını, aynı adamı görseniz öğretmenler kurulu toplantısında elinde cep telefonu eleştiri hakkını toplantıda kullanmaz Facebook’tadır. Ama sosyal medyada  paylaşım yapmaya korkar.

Ulan o hakkı ben sana ne zaman verdim eleştireceksen özelden eleştir. 

Oturup muhabbet mi ettik senle, el ele mi tutuştuk, :) boğaza karşı çay mı içtik, (Gerçi bir tek eşimle içtim boğaza karşı çayı.) beraber yol mu yürüdük, bir kere benle tokalaştın mı, ne yaptın ki benimle? sevincimi mi paylaştın, acılarıma ortak mı oldun? Bir kere rüyama bile girmedin. :)Bak kardeşim kimse sınanmadıgı olayların masumu değildir.

Kimsin sen, sokakta görsek bilmeyiz birbirimizi, sanal oğlum burası sanal, sende sanalsın benim için.

"Haddime değil ama bunu yapmasanız iyi olur." diyor birde, Adama bakın her şeyi biliyor, ölçüyor, tartıyor, doğruyu, yanlışı birde "kalemi yeşili" her bir boku o biliyor. Zannedersin adamı  sosyal medya yargıcı. Demoklesin Kılıcı gibi herkese laf yetiştiriyor. Hayatta, dedikodu, gölge ve boktan başka bir şey üretemeyip Facebook’ta Herbokoloğ oluyor. Seviyorum bu cinsleri. 

Elinde; ülkücülük, adamlık, ahlak, etik vs her türlü metre var. Sanırsın adam Zabıta, her türlü Zabıtalık görevini üstlenmiş Ahlak Zabıtası, örneğin bir şeyin ahlaki olup olmadığına karar verebiliyor. 

Ha birde "Bu paylaşım, bu sözler size yakışmıyor." diyor. Yahu kardeşim ben senden daha mı az zekiyim? Yok en az senin kadar zekiyimdir herhalde. Babam zeki çocuk derdi hep bana. Ve ben kendime yakışanı bilebilecek eğitime, öğretime, yaşa ve tecrübeye sahibim.

Sosyal medyada olan biteni ayin gibi algılayıp derhal o döngüye dahil olmayı sorumluluk sanan ve bunu görev olarak üstlenen bir anlayış hakim. Akıl; kin ve nefrete, intikama kiraya verilmiş, sorgulama, analiz mantık yok, hepsi devre dışı kalmış anlamak mümkün değil, malesef!

Evet sen, üretemeyen, hayatı pijama, terlik, televizyon, araba modelleme, denizde yazlık, yaylada yaylalık derdinde koşan sen, her şeyi bilen, dedikodu, gölge ve boktan başka bir şey üretmedigi halde herbokoloğ olan sen.

Evet sen, sanal kardeşim haddini bil, varsa bir derdin söyle, çözüm üreteyim, çare bulayım, yol göstereyim, dilekçeni yazayım, ne bileyim faydalı olmaya çalışayım sana.

Bu sanal medya benim için bir araç sadece insanlara faydalı olmaya onlara ulaşmaya çalıştığım bir araç. Ama senin derdin sadece nefretine, hırsına ve nefsine yenik düşüp yorum da saldırmak sonrada eleştiri hakkımı kullandım demek. Paylaşımım senle ilgili olsa amenna seni ilgilendirse amenna ama nerde. Sen yoksun paylaşımlarım da olmayacaksın da. Olamazsın çünkü senle bir sorunum, problemim yok. Seni tanımıyorum ki olsun.

Sanal alemde paylaşımlarıma ve yorumlarıma istinaden kimseye eleştiri hakkı vermiyorum eleştirecek olan telefonumu açar eleştirir, gelir misafirim olur çayımı içer eleştirir, beni sadece yüz yüze tanıyanın eleştiri hakkı vardır, tanımayanın eleştiri hakkı yoktur. Beni, abi dediklerim, dost bildiklerim, kardeş bildiklerim eleştirebilir, onlara boynum kıldan ince ama sanalda istek göndermiş arkadaşlığını onaylamışız hepsi bu, burası sanal kardeşim. Duracağın yeri ve haddini  bil, burası benim sayfam, bana ait, istersem sürerim, istersem nadasa bırakarım.

Tekraren söylüyorum; Kimse benim gibi düşünmek zorunda değil, bende bir başkası gibi düşünmek zorunda değilim, hiç kimse bir başkasını da kendisi gibi düşünmeye zorlayamaz ve bu nedenle yargılayamaz.

Ne ben, sen olabilirim, ne de sen, ben. Dayatma bana felsefeni. Sen, sen olarak yaşa, ben de ben.

Paylaşımlarımı beğenmeyen nötr kalır yada arkadaşlıktan çıkartır olur biter. Mesela ben takibi bırakıyorum.

Benim sosyal medyada uyguladığım yöntem şudur; Hayırlı olsun, Allah rahmet eylesin, maşallah gibi insani duygularımı yansıtan yorumlar hariç birebir yüz yüze tanımadığım hiç kimseye eleştiri sınırları içinde olsa dahi olumsuz yorum yazmam tanıdığım biri ise olumlu yorum yazarım, ya da özelden tanıyorsam paylaşımın da hukuki bir sorun görmüşsem bilgilendirme yaparım. 

Mevcut siyasal yapıyla alakalı benim felsefemde şudur;

Dünde kalanlar geleceği şekilendiremez; Kinimiz diri, nefsimiz iştahlı, hırsımız sabırsızdır. Ama hareketlerimiz; ne kinimizle, ne nefsimizle, nede hırsımızla olacaktır. Hareketimiz; sabırla ve azimle, düşünerek, düne takılıp kalmadan ama dünü de unutmadan, vicdanımızla, aklımızı kullanarak mantıkla olacaktır. Hedefimiz dünle hesaplaşmak değil hedefimiz yarındır? 

Çünkü, geçmişi analiz etmeyenler geleceği öngöremezler ve dünde takılıp kalanlar ve dünü yaşayanlar bugünü anlayamazlar.

Şeyh Edebali der ki; "Sabır, kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır." Bilinmelidir ki; Hiçbir şey şu gerçeği değiştiremeyecek; bilgilerimiz geçmişe mahsus olsa da kararlarımız geleceğe yönelik olacaktır.

Nefsini dizginlemezsen davanı DEVLET’leştiremezsin.

Gelelim makalemin başında sordugum soruya "Sosyal medya mı, sanal medyamı?

Sanal burası, takma kafana...

YORUM EKLE